Havariyyun Kilisesi

İstanbul Havariyyun Kilisesi (Kutsal Havariler Kilisesi) Tarihi

Hristiyanlık, Hz. İsa’nın ölümünden sonra havarileri tarafından bilinen dünyanın dört bir yanına yayıldı. Havariler, Antik Çağ’ın en önemli şehirleri olan İskenderiye, Antakya, Efes, Roma gibi şehirlere gittiler. Hristiyanlığın bu hızlı yükselişi Romalı bürokratları fazlasıyla rahatsız etti. Yardımlaşma üzerine kurulu olan, yoksullara ve kölelere büyük umut veren bu yeni inancın yayılması durdurulamadı.

Roma İmparatorluğu‘nda çok tanrılı din, devlet yönetimi ile iç içe geçmişti. İmparatorlar baştanrı Jüpiter‘in yer yüzündeki temsilcisi olarak kabul edilirdi. Asırlar boyu sürdürülmüş olan bu düzen büyük tehdit altındaydı. Bu sebeple Hristiyanlara büyük zulümler uygulandı. İbret olsun diye ölüm cezaları verildi. Tüm bunlara rağmen Hristiyanların örgütlenmesinin önü alınamadı.

Anadolu toprakları Hristiyanlığın erken döneminde başlıca yaşam alanlarından biriydi. Roma otoritelerinden saklanmak isteyen Hristiyanlar, başta Kapadokya olmak üzere saklanmaya elverişli coğrafyaları tercih ettiler. 300 yıl süren baskı dönemi, İmparator Diocletianus döneminde zirveye çıktı. Ancak hemen arkasından gelen İmparator Konstantin (Constantinus) döneminde son buldu.

Konstantin, uzun yıllar süren iç savaşlardan sonra tahta çıkmıştı. Giriştiği tüm savaşlardan galip çıkan güçlü bir karakterdi. Bu sebeple de hem Roma Lejyonları, hem de Roma Senatosu üzerinde büyük bir etkiye sahipti. Bu güçten yararlanarak bir dizi reform yapmaya karar verdi.

Milano Fermanı ve Yeni Başkentin Kurulması

Bunlardan ilki Milano Fermanı ile Hristiyanlığı serbest bırakmak oldu. İkincisi ise başkent Roma’yı terk etmek ve Konstantinopolis‘i inşa etmek oldu. Kadim başkent Roma artık imparatorların ikamet ettiği yer olmaktan çıkmıştı. Konstantinopolis, yani İstanbul, imparatorluğun yeni başkenti olacaktı.

324 ile 330 yılları arasında baştan başa yeniden inşa edilen İstanbul, birçok anıtsal yapı ile donatıldı. Bunlardan en başta gelenleri Büyük Saray, Hipodrom, Konstantin Forumu ve Havariyyun Kilisesi idi. Hz. İsa’nın 12 havarisine adanmış olan kilise Kutsal Havariler Kilisesi (The Church of the Holy Apostles) olarak da bilinir.

Havariler Kilisesi’ni Betimleyen Bir Mozaik

İstanbul Havariyyun Kilisesi
Havariyyun Kilisesi

Havariyyun Kilisesi ile ilgili ne yazık ki elimizde görsel yok. Bu sebeple kilisenin halen var olduğu dönemdeki kaynakları kullanmak zorundayız. Örneğin yukarıdaki resimde İstanbul’un tarihteki en ünlü Hristiyan din adamlarından Ioannis Hrisostomos‘un kiliseye defnedilmesi betimlenmiş.

Roma İmparatorluğu’nda Erken Dönem Kiliseleri

Roma İmparatorluğu’nda Hristiyanlığın kabul edildiği dönemde anıtsal kiliseler yoktu. Kapadokya’daki Ihlara Vadisi gibi gizli saklı yerlerde mağara kiliseleri vardı. Bu yüzden Romalılar yeni kiliseleri, zaten var olan bir binadan devşirmeye başladılar. Bunlar “Bazilika” adı verilen dikdörtgen planlı yapılardı. Herhangi bir dini işlevi olmayan bu binalar, mahkeme binası veya toplantı salonu olarak kullanılıyordu.

Bazilikalar yalnızca kiliseye çevrilmekle kalmadı, yeni yapılan kiliselerin de mimarisine esin kaynağı oldu. Doğu Roma imparatoru Justinianus dönemine kadar 200 yıl boyunca tüm kiliseler bazilika planı ile inşa edildi. Eşi benzeri olmayan yapılar inşa etmekte kararlı olan Justinianus, işe önce Sergius ve Bacchus Kilisesi‘ni (Küçük Ayasofya) inşa ederek başladı. Nihai amacına ise 537 yılında eşi benzeri görülmemiş bir yapı olan Ayasofya‘yı inşa ederek ulaştı.

Havariyyun Kilisesi Tarihi ve Mimarisi

Havariyyun Kilisesi’nin inşasına 330 yılında başlandı. Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti olan Konstantinopolis’in en büyük kilisesi olarak tasarlanmıştı. İmparator Konstantin 337 yılında ölünce, oğlu II. Constantius tarafından tamamlandı. Constantius, babasını bu yeni kiliseye defnetti.

Konstantin’in amacı “Kutsal Havariler Kilisesi” olarak da bilinen bu yapıyı Hristiyanlığın merkezi yapmaktı. Kendi adını verdiği Konstantinopolis şehrinde tüm havarilerin kutsal emanetlerini bir araya getirmek ve kendi de onların yanına defnedilmek istiyordu. Ancak tarihi kayıtlara göre sadece üç havarinin cenazeleri getirilebildi. Bunlar Aziz Andreas, Aziz Luka ve Aziz Timotheos idi.

Birinci dönem kilisenin yüksek tavanları olduğu ve duvarlarının dev mermer levhalar ile kaplı olduğu not edilmiştir. Ayrıca çatısı da bronz levhalar ile kapatılmıştır ve sarı renklidir. Yüksek duvarları ve altın rengindeki çatısı ile görkemli bir binadır. Bazilika planlı bir yapıdır. Ancak ne yazık ki çok sağlam inşa edilmemiştir.

Justinianus Dönemi Havariyyun Kilisesi

İmparator Justinianus döneminde yıkılıp tekrar inşa edilir. Bizans İmparatorluğu‘nun zirve dönemini temsil eden Justinianus, mimari anlamda büyük işlere imza atmıştır. Örneğin İstanbul’daki Ayasofya ve Aya İrini kiliseleri ve Efes’teki Aziz Yohannes Bazilikası da onun zamanında yeni bir mimari anlayışla tekrar inşa edilmiştir.

Altıncı yüzyıldan itibaren Konstantinopolis’in en büyük kilisesi Ayasofya olmuştu. Havariyyun Kilisesi boyut olarak Ayasofya’dan küçük olsa da, manevi önemi büyüktü. Çünkü başkent Konstantinopolis’in kurucusu Konstantin’in anıt mezarı Havariyyun‘daydı. Konstantin’in başlattığı gelenek asırlarca devam etmiş ve tüm ardılları kendisinin yanına gömülmüştü.

Ancak 1204’teki Latin İstilası sırasında Havariyyun Kilisesi’nin görkemine gölge düştü. Konstantinopolis‘i işgal eden Haçlılar, tüm şehri yağmaladılar. Şehrin en önemli kiliseleri ve sarayları da bu yağmadan nasibini aldı. 1204 ile 1261 yılları arasında süren Latin işgali sona erdiğinde, Orta Çağ‘ın en görkemli şehri olan Konstantinopolis’ten geriye bir harabe kalmıştı.

Şehri geri alan Bizanslılar büyük bir onarım çalışmasına giriştiler. Ancak bazı yapıları tamamıyla onarmak mümkün olmadı. Bu tarihten sonra iki yapının gözden düştüğünü görürüz. Bunlardan biri Büyük Saray‘dır. Kabaca bugün Sultanahmet Camii‘nin olduğu yerde bulunan Büyük Saray tamir edilememiştir. İkinci bakımsız kalan yapı ise Havariyyun Kilisesi’dir.

Şehrin en önemli kilisesi olan Ayasofya kısmen onarılır. İmparatorlar artık Büyük Saray’da değil, Blakhernai Sarayı olarak da bilinen Tekfur Sarayı‘nda (Ayvansaray) yaşamaya başlamıştır.

Geç Dönem Bizans Kiliseleri

11. Yüzyıl ile 13. Yüzyıl arasında şehre birçok yeni kilise inşa edilmiştir. Ancak bunlar Ayasofya veya Havariyyun Kilisesi gibi anıtsal yapılar değil, bir hanedana ait mezar şapelleridir. Bunlara örnek olarak iç içe geçmiş üç yapıdan oluşan Pantokrator Manastır Kilisesi ve Pammakaristos Manastırı gibi yapıları örnek verebiliriz. Hanedan üyelerinin bu gibi kapalı haç planlı geç dönem kiliselerine defnedilmesiyle, Havariyyun Kilisesi önemini yitirmiştir.

Osmanlı Döneminde Havariyyun Kilisesi

1453’teki fetihten sonra şehrin en büyük kilisesi olan Ayasofya camiye çevrilir. Fatih Sultan Mehmet, Doğu’daki Hristiyanların dini merkezi olan Ortodoks Patrikhanesi‘ni muhafaza etmek istemiştir. Bu amaçla onlara Havariyyun Kilisesi’ni tahsis eder.

Konstantinopolis Patriği, bir süre Havariyyun Kilisesi’nde varlığını sürdürür. Ancak şehrin merkezinin Müslüman aileler ile dolması sebebiyle kilisenin güvenliği sorun olmaya başlamıştır. Bu konuyu daha iyi anlayabilmek için o dönemin yaşam tarzının da incelenmesi gerekir. Şehirde her dinin mensupları kendilerine ait mahallelerde yaşamayı tercih etmiştir. Müslümanların, Hristiyanların ve Musevilerin kümeleştiği belli semtler vardır.

Havariyyun Kilisesi, Müslüman mahallesinin tam ortasında kalmıştır. Zaten 1204’teki Latin İstilası sonrasında doğru düzgün onarım da görmediği için yıkılmaya yüz tutmuştur. Kendi adına bir cami yaptırma niyetinde olan padişah, Fatih Camii‘ni inşa etmek için bu noktayı seçer. Tarihi Yarımada‘nın tam kalbinde konumlanmış olan Kutsal Havariler Kilisesi yıkılır ve yerine Fatih Sultan Mehmet‘e adanan cami yapılır. Sultan öldüğünde buradaki türbesine defnedilir.

Fatih Sultan Mehmet‘in ebedi istirahati için özellikle burayı seçmesi sembolik bir anlam da taşıyor olabilir. Şehrin eski kurucusu olan İmparator Konstantin’in mozolesini kaldırmış, yerine yeni düzeni temsil eden bir cami ve anıt mezar yaptırmıştır.

Havariyyun Kilisesi’nin yıkılmasıyla, patriklik makamı da yer değiştirmiş ve Pammakaristos Manastır Kilisesi’ne taşınmıştır. Buranın da III. Murad döneminde “Fethiye Camii” olmasıyla, bugünkü mekanı olan Fener Rum Patrikhanesi‘ne geçmiştir. Patikhanenin Fener‘e taşınması ile Rum asıllı Osmanlı vatandaşları da bu mahalleye yerleşmiş ve asırlarca burada yaşamışlardır.

Image Credits: The visuals related to the Church of the Holy Apostles downloaded from Wikipedia.

Havariyyun Kilisesi Tarihi by Serhat Engul

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *