İstanbul’un Masalsı Tarihi

İstanbul’un Masalsı Tarihi ile İlgili Öyküler, Hikayeler, Efsaneler

İstanbul’un tarihi M.Ö. 638 yılına kadar uzanıyor. Tarih boyunca Asya ile Avrupa arasında önemli bir geçiş noktası olan İstanbul, farklı kültürlere de ev sahipliği yapmış. Antik Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı gibi köklü medeniyetlerin başkenti olan İstanbul, binlerce yıllık efsanelerle de özdeşleşmiş.

Bu yazıda sizlere İstanbul’un tarihi eserlerini özel tur rehberi ile gezmenin önemini de vurgulamaya çalışacağım. Böylece yanınızda bilgili ve tecrübeli bir rehber olmadan gezerken, neleri kaçırdığınızı fark edeceksiniz. Dilerseniz şehrin kuruluş tarihinden itibaren şehirle özdeşleşen efsanelere birlikte göz atalım.

İstanbul’la İlgili Öyküler, Hikayeler, Efsaneler

  • İstanbul’un Kuruluş Efsanesi

İstanbul’un kuruluş hikayesi, Antik Yunanistan‘da başlıyor. Megara kentinden göç etmeye karar veren Byzas ve beraberindekiler, Apollon Tapınağı‘nın kahinine akıl danışıyorlar. Kahin onlara sürekli doğu istikametinde ilerlemelerini salık veriyor. Yolun sonunda karşılaşacakları Körler Ülkesi‘nin karşısına yerleşmelerini söylüyor.

Byzas ve beraberindekiler elbette bu gizemli konuşmadan pek bir şey anlamıyor. Ancak kahinin dediği gibi doğuya gittiklerinde, bugün Tarihi Yarımada olarak bildiğimiz yere geliyorlar. Tam da Topkapı Sarayı‘nın konumlandığı tepeden karşıya bakıyorlar ve Anadolu Yakası’ndaki Yunan yerleşimcileri fark ediyorlar.

Günümüzde Kadıköy olarak bilinen Khalkedon‘un yerleşimcileri, Byzas’ın o anda durduğu muhteşem tepeyi (Sarayburnu) fark etmedikleri için, efsanedeki “Körler” olarak anılıyorlar. Böylece efsanevi Byzas’ın adını taşıyan Byzantion şehri kuruluyor.

İstanbul’un Masalsı Tarihi
İstanbul'un Masalsı Tarihi
Eski İstanbul’un Canlandırma Resmi

İstanbul, önce Byzantium ve sonra Konstantinopolis adıyla anıldı. Adı ne olursa olsun coğrafi konumu nedeniyle Antik Çağ‘ın son yıllarına ve Orta Çağ‘ın tamamına damga vurdu. İpek ve Baharat Yolları’ndan gelen tüm malların toplandığı ve Avrupa‘ya dağıtıldığı bir merkez liman olan İstanbul, 500.000 kişiyi bulan nüfusu ile dünyanın en hareketli şehriydi.

  • İmparator Büyük Konstantin

Byzantion uzun yıllar küçük bir Yunan yerleşkesi olarak kaldı. M.S. 300’lü yıllarda ise Tetrarşi Yönetimi‘nin iki imparatorundan Licinius ile Konstantin‘in mücadelesine sahne oldu. Rakibini sıkıştırmak için deniz yoluyla Çanakkale Boğazı‘ndan geçen Konstantin, Byzantion’da savunmaya çekilmiş olan Licinius’un donanmasını bozguna uğrattı.

Konstantin’in Avrupa‘da konuşlanmış olan kuvvetlerinden çekinen ve iki ateş arasında kalmaktansa, Anadolu’ya kaçmayı hesaplayan Licinius, Boğaz’ın karşı kıyısındaki Üsküdar‘a geçti. Burada vuku bulan savaş, Diocletianus döneminde başlayan dörtlü yönetim sisteminin (tetrarşi) de sonu oldu. Artık tüm güç tek imparatorun elinde birleşmişti.

Kısaca değindiğim bu savaş Roma İmparatorluğu tarihindeki en önemli 10 savaştan biri olarak kabul edilir. Çünkü uzun yıllar süren bir kaos döneminden sonra tüm yetki tek bir kişinin elinde birleşmiş ve istikrar sağlanmıştır. Yönetimi tek elde toplayan Konstantin’in ne kadar geniş bir vizyonu olduğu ise çok kısa zaman sonra ortaya çıkmıştır.

İmparator Konstantin, 313 yılında yayınladığı Milano Fermanı ile Hristiyanlığı Roma topraklarında serbest bıraktı. O döneme kadar türlü işkencelere maruz kalan Hristiyanlar, rahat bir nefes aldılar. Kendisi de paganizmden, tek tanrılı dine geçen Konstantin; imparatorluğun tüm ezberlerini bozmaya devam etti.

Roma şehri, ne kadar Roma İmparatorluğu‘nun çekirdeği de olsa artık önemini yitirmişti. Gelecek vaat eden Doğu eyaletlerine taşınma fikrini ortaya attığında, herkes onun Nicomedia (İzmit) şehrine taşınacağını düşünmüştü. Ancak Licinius ile yaptığı Chrysopolis (Üsküdar) Savaşı sırasında Byzantion’un coğrafi önemini fark eden Konstantin, tercihini İstanbul’dan yana kullandı.

İstanbul üç taraftan sularla çevrili bir kara parçasıydı ve Roma‘nın en büyük problemi olan barbar saldırılarına karşı doğal bir koruma sağlıyordu. Kuzeyden İstanbul Boğazı‘nı, güneyden ise Çanakkale Boğazı‘nı geçmeden hiçbir donanmanın İstanbul’u kuşatması söz konusu değildi. Karadan saldırıya açık olan tek yön olan Batı’ya da güçlü surlar inşa edildiğinde, İstanbul adeta ele geçirilemez olacaktı.

Bu amaçla Konstantin, Byzantion‘da büyük bir imar işine girişti. Binlerce mimar, mühendis ve sanatçı İstanbul’a getirildi. Şehir baştan başa muhteşem binalarla donatıldı. Şehrin en önemli kiliseleri arasında olan Aya İrini de bu sırada inşa edildi.

İstanbul’un antik dünyadaki en güçlü simgeleri olan Büyük Saray ve Hipodrom da bu döneme tarihlenir. İmparatorların Sultanahmet‘ten sahile kadar uzanan muhteşem sarayı, eşi görülmemiş büyüklükte bir yerdi. İçinde bir polo sahası bile vardı. Buna ek olarak Hipodrom, geç Antik Çağ ve Orta Çağ‘ın en heyecanlı araba (chariot) yarışlarına sahne olacaktı.

Konstantinopolis Hipodromu
istanbul hikayeleri
Hipodrom (At Meydanı)

Hipodrom’daki Mısır Obeliski, Mısır’daki Karnak Tapınağı‘ndan sökülüp getirildiğinde 1800 yaşındaydı; yaklaşık 1700 yıldır da İstanbul’da olduğunu göz önüne alırsak, 3500 yıllık geçmişi ile İstanbul’daki en eski eserdir. Hipodrom’daki araba yarışlarında Maviler ve Yeşiller isimli iki takım vardı. 100.000 seyirci kapasiteli Hipodrom’da yapılan yarışlar, muazzam bir sosyal olguydu.

  • Ayasofya Efsaneleri

Ayasofya’nın yapımının Konstantin’in fikri olduğunu, ancak inşasının oğlu II. Constantius döneminde gerçekleştiğini biliyoruz. Roma 395 yılında kesin olarak ikiye ayrıldığında Batı’nın hükümdarı Honorius, Doğu’nun hükümdarı ise Arcadius olmuştu.

İlk Bizans İmparatoru olarak kabul edebileceğimiz Arcadius, Edoxia adında barbar asıllı bir kadın ile evliydi. Kökenlerinden dolayı pagan adetlerine halen yakınlık duyan Edoxia, kendisinin bir tanrıçayı andıran heykelini Ayasofya‘nın bahçesine diktiğinde, şehrin en yüksek rütbeli din adamı İoannes Hrisostomos adeta çıldırdı.

Hitabetindeki başarı sebebiyle Hrisostomos (Altın Ağızlı) diye anılan Patrik İoannes, şehir halkına verdiği vaaz sırasında imparatoriçeyi yerden yere vurdu. Buna kayıtsız kalamayan imparator, İoannes’i Anadolu’nun ücra bir köşesine gönderdi. O gece korkunç bir deprem oldu ve Ayasofya‘da yangın çıktı. Şehir halkı bunu patriğin sürgüne gönderilmesi sebebiyle, Tanrı’nın gazabı olarak algıladılar. Korkuya kapılan İmparatoriçe, İoannes‘i geri getirdi. Ancak birinci Ayasofya artık yanıp kül olmuş ve tarihe karışmıştı.

Arcadius’un arkasından tahta çıkan II. Theodisius, Ayasofya’yı tekrar yaptırdı. Oldukça göz alıcı bir yapıydı ve tüm kalıntıları halen günümüzdeki Ayasofya’nın bahçesinde durur. Peki ikinci Ayasofya‘ya ne oldu? Bu konuya geçmek için önce Bizans’ın gelmiş geçmiş en önemli imparatoru olan Justinianus‘tan bahsetmek gerekir.

Ayasofya’nın Efsanevi Güzellikleri
istanbul öyküleri
Ayasofya

Ayasofya inşa edildiği 537 yılından Rönesans dönemine (16. Yüzyıl) dünyanın en büyük kilisesi olarak kaldı. Girişindeki bu güzel mozaikte İsa’nın önünde diz çöken imparator VI. Leon‘u görüyoruz. Eşi imparatoriçe Theofano‘nun lahti ise Fener Rum Patrikhanesi‘nde bulunmaktadır.

  • İmparator Justinianus

Roma İmparatorluğu, yüzyıllar süren barbar saldırıları ve taht kavgaları sebebiyle yorgun düşmüştü. İkisi de “Büyük” ünvanını almış olan İmparator Konstantin ve İmparator Theodosius dönemlerinde geçici olarak toplanan Roma, sonunda ikiye bölünmüş (395) ve Batı’da kalan yarısı barbar istilası ile yıkılmıştı. (476)

Böyle karanlık bir dönemde tahta çıkan Justinianus, yaklaşık 38 yıl hüküm sürdü. İktidarı sırasında Roma şehrini geri aldı ve Akdeniz‘de Bizans egemenliğini sağladı. Müthiş bir imar projesine girişti ve İstanbul‘un günümüzde en önemli tarihi yapılarından Ayasofya, Aya İrini, Yerebatan Sarnıcı ve Küçük Ayasofya‘yı yaptırdı.

Tüm bu ihtişamına rağmen iktidarının ilk yıllarında hiç sevilmedi. Büyük hayaller kurduğu için çok vergi topluyordu ve Konstantinopolis halkının nefret ettiği biri olup çıkmıştı. Bir gün Hipodrom‘daki locasında yarışları izlerken, kalabalığın tezahüratları aleyhine döndü. Birbirine düşman olan Maviler ve Yeşiller, imparatora karşı tek ses olmuş ve sonra da saraya saldırmışlardı.

Justinianus‘un gemisine atlayıp, Anadolu‘ya kaçmasını engelleyen kişi, meşhur imparatoriçe Theodora oldu. Karısının yüreklendirmesi ile asilere meydan okumaya karar veren Justinianus, Bizans tarihinin en yetenekli generali olan Belisarius‘un yardımıyla isyanı bastırdı. Tabi bu pek kolay olmamıştı. Yaklaşık 30.000 kişi, bir günde kılıçtan geçirildi ve Hipodrom’da yere serildi.

Kariyerini muhteşem zaferler ve mimari eserler ile süslemiş olan Justinianus, çalışmalarına isyanın enkazını kaldırmakla başladı. İsyanda yakılıp yıkılan Ayasofya (ve Aya İrini) tekrar inşa edildi ve günümüze kadar da ayakta kaldı. Ayasofya, İstanbul’un masalsı tarihi boyunca tüm olaylara şahitlik etmiş yegane yapılardan biridir.

Ayasofya’daki Sunu Mozaiğinde İki İmparator
Solda Justinianus, Sağda Konstantin

Ayasofya’dan çıkarken karşılaşacağınız bu mozaik, İstanbul’daki en iyi korunmuş tarihi eserlerden biri. 10. Yüzyıl‘da yapılmış olduğuna göre, 4. Yüzyıl‘da yaşamış olan Konstantin ve 6. Yüzyıl‘da yaşamış olan Justinianus‘a asırlar sonra bile büyük bir saygı duyulduğunu söyleyebiliriz. Ayasofya’yı özel tur rehberi ile gezmek, size 1500 yıllık bir tarihin kapılarını açacaktır.

  • Fatih Sultan Mehmet

İstanbul’un meşhur surları yıllar boyunca hiçbir kuşatmaya geçit vermedi. Yalnızca IV. Haçlı Seferi sırasında geçici olarak işgal edilebilen İstanbul, 1000 yıllık Bizans tarihi boyunca aşılmaz bir kale oldu.

15. Yüzyıl‘a gelindiğinde artık dev boyutta toplar üretilmeye başlanmıştı. İstanbul’un fethinden önce Boğaz‘a dev bir hisar inşa eden ve büyük toplar döktüren Osmanlı ordusu, uzun süren bir kuşatmanın sonunda şehre girmeyi başardı.

Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet‘in şehre girdiğinde ilk yaptığı şey, Ayasofya‘nın kubbesine çıkıp şehri seyre dalmak oldu. Belki de içinde yaşamayı düşlemiş olduğu Roma imparatorlarının Büyük Saray‘ı artık harabeye dönmüştü. Kendisine ilk olarak Beyazıt’taki Kapalıçarşı‘nın yakınlarında geçici bir saray inşa ettiren padişah, akabinde meşhur Topkapı Sarayı’nın inşasına başladı.

Topkapı Sarayı‘nı savaşlara hazırlanmak için talim yapacağı, yabancı elçileri kabul edeceği ve devleti yönetmek için toplantılar yapacağı bir kale olarak dizayn etmişti. Ayrıca sarayın 3. bahçesinde Enderun adı verilen imparatorluk okulu da vardı. Burada öğrenim gören gençler, gelecekte devletin en yüksek rütbeli bürokratları olacaktı.

Harem’in Topkapı Sarayı‘na neden ve nasıl eklendiğinden bahsetmek için, Kanuni Sultan Süleyman dönemine göz atmamız gerekir. Zira padişahın ailesinin ve cariyelerinin yaşadığı meşhur Harem Dairesi, uzun yıllar Beyazıt’taki “Eski Saray” bünyesinde kalmıştır.

İstanbul’un En Güzel Osmanlı Eseri Topkapı Sarayı
istanbul efsaneleri
Topkapı Sarayı – İstanbul’un Masalsı Tarihi

Topkapı Sarayı, Osmanlı’nın klasik dönem mimarisini yansıtan en güzel eserlerden biridir. 4 büyük avludan oluşan ve surlarla çevrili olan saray, doğa ile iç içe yapısıyla keyifli bir yürüyüş turu vaat eder. 25 Osmanlı padişahının yaşadığı sarayın tarihini layıkıyla anlamanız için özel rehber eşliğinde gezmeniz önerilir.

  • Kanuni Sultan Süleyman

Sultan Süleyman, 624 yıllık Osmanlı İmparatorluğu‘nun en kudretli padişahı olarak kabul edilir. Onun döneminde Osmanlı’nın sınırları, 3 kıtaya yayılmıştı ve Osmanlı ekonomik açıdan da büyük hareketlilik gösteriyordu.

Büyük dedesinin inşa ettiği Topkapı Sarayı‘nda yaşayan Sultan Süleyman, saray mutfaklarını baştan başa tekrar inşa ettirdi. Ayrıca İstanbul’un en muhteşem camisi olan Süleymaniye Camii‘ni yaptırdı. Osmanlı’nın gücünün doruğunda olduğu bu yıllarda, imar işlerinin başında da Osmanlı’nın en yetenekli mimarı, Mimar Sinan vardı.

Osmanlı yasalarını baştan ele alan ve adaleti ile nam salan Süleyman’a, halk tarafından Kanuni adı verildi. Bu yüzden Asya‘da Kanuni Sultan Süleyman olarak tanınırken, Avrupa‘da ise Muhteşem Süleyman deniyordu.

Sarayın binbir milletten cariyelerle dolu haremi, oryantalist batılı ressamların her daim ilgisini çekmiştir. Bu sebeple de zevküsefa yeri olarak tasvir edilmiştir. Gerçekte ise cariyelerin yanı sıra; padişahın annesi, kız kardeşleri, kızlarının da yaşadığı bir evdi ve disiplin üst düzeydeydi. Padişahın kadınlarla birlikte olması bile geleneklere bağlı olarak gerçekleşirdi.

İstanbul’daki ilk Osmanlı padişahı olan Fatih Sultan Mehmet‘in zamanında Harem Dairesi, Beyazıt’taki eski saraydaydı. Ancak Muhteşem Yüzyıl dizisine de konu olan Sultan Süleyman’ın, Hürrem Sultan‘a olan meftunluğu; Harem’in de Topkapı Sarayı’na taşınmasına sebep olmuştu.

Osmanlı’nın en güçlü döneminde padişahlık yapmış olan Sultan Süleyman, tek eşli bir hayat sürmüş olması ve eşine savaş meydanlarından mektup yazacak kadar romantik biri olmasıyla ilgi çekicidir. Bir padişah olmasının yanı sıra kuyum ustası olması ve yaptığı yüzükleri Hürrem Sultan‘a hediye etmesi de az bilinen bir gerçektir.


Önerilen Blog Yazıları


İstanbul’un Masalsı Tarihi by Serhat Engül

İstanbul’un Masalsı Tarihi ve Öyküler, Hikayeler, Efsaneler

İstanbul’un Masalsı Tarihi ile İlgili Öyküler ve Efsaneler was last modified: March 31st, 2019 by Serhat Engül

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *