serhateng(at)gmail.com
+90 532 256 93 12

Londra’da Yaşayan Türkler

Londra’da Yaşayan Bir Türk’ün İngiltere İzlenimleri

İngiltere’de yaşam ile ilgili daha önce bir yazı daha yayınlamıştım. Önceki yazıda, İngiltere‘de 2 yıl yaşayıp, ardından Norveç‘e kalıcı olarak yerleşen arkadaşım Esra’nın izlenimlerini paylaşmıştım. (Linki en altta) Ancak İngiltere’de yaşam çok merak edilen bir konu olduğu için, İngiltere’de daha fazla vakit geçirmiş biri ile söyleşi yapma ihtiyacı doğdu.

Bu konu ile ilgili araştırma yaparken, İngiltere‘ye yerleşmiş olan ve kaleme aldığı yazılarla insanları aydınlatan birine rastladım. Mehmet, İngiltere’ye Ankara Anlaşması ile yerleşen binlerce Türkten biri. Yıllarca farklı ülkeleri gezdikten ve kendini artık bir dünya insanı olarak hissetmeye başladıktan sonra Londra‘ya yerleşmiş.

Bir seyyah olarak blog yazmak konusunda zaten tecrübeli olduğu gibi, İngiltere‘ye yerleştikten sonra yaşadığı deneyimleri de ustalıkla merak edenlerle paylaşıyor. İngiltere hakkında kaynak arayan arkadaşların faydalanması için, bu söyleşinin sonunda Mehmet’in internet sitesi ile ilgili detayları paylaşacağım.

Öncelikle daha önce Norveç, İsveç ve Yeni Zelanda‘da yaşayan Türklerle yaptığım söyleşilerin bir benzerini sizinle paylaşmak istiyorum. Mehmet de, diğer arkadaşlarımız gibi yönelttiğimiz soruları içtenlikle cevapladı ve ortaya bilgilendirici bir kaynak çıktı. Şimdi İngiltere’de bir Türk olarak yaşamak konusunda bizi aydınlatması için sözü Mehmet’e bırakıyorum.

Londra’da Yaşayan Bir Türk’ün İngiltere İzlenimleri

  • Merhaba Mehmet, bize kısaca kendini tanıtır mısın?

Merhaba Serhat. Elbette… Adım Mehmet Emin Coşkun. Bilgisayar mühendisiyim. Senin de belirttiğin gibi İngiltere’ye Ankara Anlaşması ile geldim ve Londra‘da yaşıyorum. Yazılım ve fintech alanında çalışıyorum.

  • İngiltere’ye yerleşme fikri nasıl ortaya çıktı?

Aslında ben daha önce de İngiltere’de bulundum. 2005 yılında İngiltere’nin güneyindeki sahil kenti Bournemouth‘ta yaşamıştım. Yani bundan tam 13 yıl önce İngiltere‘ye zaten gitmiştim. O zamanlar öğrenciydim ve yabancı dilimi geliştiriyordum. Sabah okula gidiyor, öğleden sonra çalışıyor, akşamları ise gece hayatına karışıyordum.

  • Öğrenciyken ne iş yapıyordun?

Kebapçıydım. O dönem İngiltere‘de yaşamaya yetecek sadece 3 aylık param vardı. Üçüncü ayın sonuna doğru biraz daha kalayım istedim ve tüm gün şehri ücretsiz dolaşabileceğim bir günlük sınırsız otobüs kartı aldım. Bu kartla şehrin farklı yerlerindeki kebapçıları gezdim ve eleman arayıp aramadıklarını sordum.

Birkaç tanesi eleman arıyordu fakat ortam çok hoşuma gitmedi. Sonra ilgimi çeken bir tanesine denk geldim. Sahiplerini ve ortamı çok beğenmiştim, fakat o günlerde eleman aramıyorlardı. Bir süre sonra beni tekrar görüşmeye çağırdılar. Akabinde bana iş verdiler ve 3 aylık İngiltere maceram, bu iş sayesinde 9 aya kadar uzayabildi.

  • Kebap işi zor muydu?

İşin kendisi zordu ama bana zor gelmiyordu. Patronumuz iyi biriydi ve huzurlu bir ortamdaydık. Haftada 4 gün çalışıyordum ve kazandığım para hem okul masraflarıma, hem de yaşamımı sürdürmeme yetiyordu. Orada çalışmaktan sıkıldığım tek bir an bile olmadı. Kebapçıda çalışmak, fiziksel aktivitesi yoğun olan bir iş; bu fiziksel hareketlilik de, beni zinde tutan bir etkenlerden biriydi.

  • Sonra Türkiye’ye döndün sanırım?

Evet, 2006 yılının ortalarında döndüm ve Türkiye‘de askere gittim. Kısa dönem askerlikten sonra kariyerime Türkiye’de devam ettim. İngiltere‘de yabancı dilimi geliştirmenin çok faydasını gördüm. Yabancı dilimi hergün kullanmam gereken işlerde ve şirketlerde çalıştım.

2014 yılının sonuna kadar Türkiye’de iş hayatıma devam ettim. En son bir şirkette “IT Manager” olarak çalışıyordum. İş fena değildi ama çalıştığım şirketteki iş ortamı günden güne bozuluyordu. 2014 yılının sonunda oradan ayrılmak durumunda kaldım ve 2017 yılına kadar “fintech danışmanlığı” yaparak devam ettim.

2017 yılının Nisan ayında ise İngiltere vizem çıktı ve Ankara Anlaşması uyarınca Londra şehrine yerleştim. Böylece hayatımdaki ikinci İngiltere dönemi başlamış oldu.

İngiltere’nin En Çok Turist ve Göçmen Çeken Şehri Londra
yurt dışında yaşayan türkler
Londra’da Yaşayan Bir Türk’ün İngiltere İzlenimleri
  • Seni yeniden İngiltere’ye getiren sebepler nelerdi?

Ben genelde olaylara olumlu tarafından bakan bir insanım ve memleketimi de severim. Fakat Türkiye benim içinde yaşamaktan mutlu olduğum yer olmaktan çıkmaya başladı. Siyasi bir konuya girmek yerine, durumu kendi sosyal ortamımdan örnek vererek açıklamak istiyorum.

Ben couchsurfing.com‘da çok aktif biriydim. Hem İstanbul‘daki evimde dünyanın dört bir yanından misafir ağırlardım, hem de kendi gezilerimde couchsurfing.com’dan tanıştığım insanların evlerinde kalırdım. Ordan birçok arkadaşım oldu, çok güzel anılarım var. Hala da ara sıra couchsurfing sisteminden faydalanırım.

Ben İngiltere’ye taşınmadan önce, İstanbul‘a gelen yabancı sayısında bir azalma oldu. Avrupa Yakası‘nda takıldığımız mekanlarda bir değişim yaşandı. Atmosfer sıkıcı bir hal almaya başladı.

Mesela sadece bir örnek verecek olsam; Küçük Beyoğlu dediğimiz, gerçekten küçücük ama güzel yerdeki sandalye ve masaların kaldırıldığı dönem o dönemdir. Orada çok güzel anılarım var ve ne zaman oraya birini götürsem çok beğenmiştir. Benzer şekilde mekanlardaki samimiyet yerini betonlaşmaya ve para hırsına bıraktı.

Sosyal ortamımda durum bu şekildeyken, İstanbul‘un günlük hayatında da şikayet ettiğim şeyler artmaya başladı. Kalabalık, kural tanımazlık, gereksiz bir hırs; sokaktaki günlük yaşamın gittikçe daha da vahşi hale gelmesi derken, bir değişiklik zamanının geldiğini düşünmeye başladım.

Avrupa‘da birkaç ülkede yaşamayı gözden geçirdim ve sonunda İngiltere‘de karar kıldım. İngiltere’ye yerleşmesem İspanya‘ya yerleşecektim.

  • Londra’yı seviyor musun?

Londra‘yı severim, hatta çok severim. Güzel bir yerdir. Sanılanın aksine hava her zaman kapalı değildir. Yazları harika bir şehir haline gelir. Hava sıcak olur ve yaz aylarını hakkını vererek yaşarız. İşten eve gelirsin, uzun süre hava kararmaz ve adeta 1 gün içinde 2 gün var gibi olur.

İnsanlar işten çıkınca genelde direkt eve gitmez. Ya spor yaparlar, ya da publara gidip birşeyler yer-içer ve sohbet ederler. Veyahut bir etkinliğe gider ve hobilerine zaman ayırırlar.

Londra‘yı sevmemin birçok sebebi var. İngiltere’ye yerleşmeden önce, ülkeyi iyi bilen biri olarak Londra için “Avrupa’nın en renkli ve dışardan gelenin en iyi kabul gördüğü başkenti” derdim, hala da böyle düşünüyorum. Londra’daki çok kültürlülük ve bunun getirdiği renklilik Avrupa’daki başka hiçbir başkentte yok.

Londra’da her yer yeşil alanlarla dolu… Öyle ki, şehrin yaklaşık %40’ı yeşil alan. Buna bir de sanayi devrimi öncesi açılan yüzlerce kanalı, oralarda halen aktif olan kanal yaşamını ve gözlemlenebilen tarihi dokusunu ekleyince gerçekten ortaya harika birşey çıkıyor.

Londra’da her yer tarih ile iç içe geçmiş. Şehirde tarihi yapılar çok iyi korunuyor ve her şeyin bir hikayesi var. Tarihe çok meraklı biri olarak, bu özelliği Londra‘yı sevme nedenlerimin başında geliyor.

Lonra insanı genelde saygılıdır ve yaşam her ne kadar hızlı aksa da vahşi değildir. İnsanlar toplu taşımada, sokakta, kafelerde, barlarda, iş ortamlarında felan derken genelde saygılıdır, birbirinin kişisel alanına dikkat eder.

Publar Londra’nın Sosyo-Kültürel Yapısında Önemli Yer Tutuyor
Londra'da yaşayan Türkler
Londra Pubları
  • İngilizler’le İyi Anlaşıyor Musun?

Evet, İngilizler ile aram oldukça iyidir. İletişim konusunda hiç sorun yaşamıyorum. İngilizler genel anlamda çok saygılı insanlar. Ancak sana saygı duydukları gibi, aynı saygısı da senden beklerler. Britanya İmparatorluğu döneminde, dünyanın her yerinde varlık gösterdikleri için, farklı kültürleri çok iyi tanırlar ve farklılıkları özümsemişlerdir.

Genel olarak İngilizlerin karakter özelliklerini; kontrollü, temkinli, hesap-kitap bilen, eğlenmeyi çok seven, tarihe ve sanata düşkün olarak tanımlayabilirim. Bunun yanında düşüncelerini direkt olarak değil de, dolaylı yoldan anlatmayı tercih eden bir yapıları var. Bu da onları bizim tabirimizle biraz içten pazarlıklı yapıyor.

Bu karakter yapısının harcında çok şeyin etkisi olduğuna eminim. Ancak en temelde köklü bir tarih, tecrübeler ve denizci bir millet olmanın getirdiği özellikler var diye düşünüyorum.

Bir örnek vermek gerekirse, İngilizler genelde çatışmadan uzak durur ve hatta kaçarlar. Hesap kitapla hareket etmenin sebebi büyük ölçüde denizci köklerine dayanır. Denize çıktığında kavga edip birbirine küsemezsin, çünkü olay büyürse; gemide herkese yansır ve anlaşmazlıklar çatışmalara ve hatta kavgaya dönüşür. Sonuçta, ya yeniden barışıp gemiyi beraberce güvenli bir limana ulaştıracaksın, ya da kavga edeceksin ve gemi batacak.

Bu yüzden herkes sınırlarını bilir. Konuları gereksiz yere uzatmaz. Menfaatine bakar ve asgari bir müşterekte buluşarak, ilişkiyi ve yaşamını sürdürmeye çalışır.

İngiltere’de insanlar gerilse, veyahut bir konuda tartışmaya tutuşsalar bile bir yerde durmasını bilirler. “Sen kimsin!” diye birbirine dalan ya da yumruklaşan insanları zor görürsün. İşin içine alkol girince bu durumlar biraz değişebilir, ancak istisnalar kaideyi bozmaz.

  • Sosyal hayatın nasıl geçiyor? Neler yapıyorsun?

Samimi konuşmak gerekirse, çok güzel geçiyor. Gezip tozmayı sevenler için Londra harika bir yer.

Mesela Londra’da onlarca müze var ve bunların hemen hepsi ücretsiz. Ücretli müzelerin sayısı çok az. Dolayısıyla harika müzeleri bedava görme imkanın var. Ücretsiz bir sürü etkinlik, konser, sergi ve akla gelebilecek daha bir sürü şey. Ücrete tabi olanlardan ise her bütçeye hitap eden seçenekler var.

Mesela son dönemde Londra‘daki tiyatroların merkezi olan Soho‘da meşhur “The Exorcist” yani bizdeki ismiyle Şeytan filminin tiyatro oyununu ve Sefiller müzikalini izledim. Biletleri oldukça uygun fiyata almıştık.

Bunların yanında dünya mutfaklarından farklı lezzetler tatmayı seven birisi için Londra adeta biçilmiş kaftan. Hemen her ülkenin mutfağından yemekleri Londra‘da uygun fiyata bulmak mümkün.

Benim yaşadığım yer Dalston ile Hackney arasında “Doğu Londra” olarak bilinen güzel bir bölge. Hem Dalston, hem de Hackney son yıllarda çok popüler olmuş yerler ve hem sosyal hem de kültüren açıdan herkesin kendine birşeyler bulabileceği yerler.

Londra‘ya gezmeye gelecek olanlara tavsiyem, turistik yerleri görmenin haricinde; herkesin gittiği barlara, publara, eğlence mekanlarına, tiyatrolara gitmeleri. Bu sayede, şehri gezmenin yanında, Londra‘ya karakterini kazandıran farklı milletlerden insanları ve onların kültürlerini tanıma fırsatı bulurlar.

Londra Konserler, Tiyatrolar ve Sanatsal Etkinlikler ile Öne Çıkıyor
Londra nasıl bir yer
Londra’da Yaşayan Bir Türk’ün İngiltere İzlenimleri
  • Londra’ya dair en sevdiğin şeyler neler?

Öncelikle yeşil alanların çokluğunu söyleyebilirim. Bunun yanında teknelerin ve o teknelerde yaşayan güzel insanların olduğu kanallar ve bu kanallar etrafındaki geleneksel yaşam.

İnsanların birbirlerine saygılı oluşu ve beraber yaşam kültürünü kanıksamış olması. İki katlı kırmızı otobüsler. Londra metrosunun en yoğun olduğu saatlerde gözlemlenebilen, insanların giyim-kuşamındaki farklılıklar, renkler ve estetik.

Maddi durumu ne olursa olsun insanların tarzlarını korumaya devam etmesi ve bunu çok para harcamadan yapabiliyor olmaları. Sanata ve tarihe verilen önem. Şehirde herkesin kendine hitap edebilecek bir şeyler bulabilmesi.

Tekli cümleler halinde özetlemeye çalıştığım bu şeyler Londra’yı sevme sebeplerim diyebilirim.

İki Kartlı Kırmızı Otobüsler Londra’ya Karakter Katan Öğelerden
İngiltere İzlenimleri
Londra’da Yaşayan Bir Türk’ün İngiltere İzlenimleri
  • İngiltere’de İş Bulmak Zor Mu? Yaşam Pahalı Mı ve Geçinmek Zor Mu?

İngiltere’de işsizlik oranı %4 ila %5 oranları arasında geziniyor. Bu Avrupa ortalamasının altında bir rakam. Yani İngiltere’de iş var. Fakat iş olduğu kadar da rekabet de var.

Rekabet derken, sanırım ne demek istediğimi açıklamam gerekiyor. Rekabet, işlerin azlığından ya da ekonomi dar olduğundan değil. Şu an İngiltere ekonomisi iyi durumda ve bol miktarda iş fırsatı var. Ancak çalışacak insanların niteliklerine de çok önem veriliyor. Türkiye’de İngiltere’nin en iyi tanınan markası Premier Lig. Buradaki rekabet ve futbol kalitesi de malum. İşte İngiltere’deki şirketler de sizin alanınızda en iyisi olmanızı istiyorlar.

Her Avrupa ülkesinde olduğu gibi, burada da işleyen bir sistem var ve şirketlerin bu sistemin şartlarına bağlı kalması gerekiyor. Haliyle çalışanların da bu sistemin küçük çarkları olarak, prensiplere uyum sağlaması bekleniyor. Yani Türkiye, Rusya, Hindistan ve Orta Doğu ülkeleri gibi “Ya boşver birşey olmaz!” gibi yaklaşımlar burada tutmaz.

İşini iyi yapmanın yanında, belli bir disiplinle ve sistemi bozmadan yapman gerekir. Yolsuzluk yok denecek seviyededir. “Bir yolunu buluruz, tanıdıkla hallederiz” gibi şeyler mümkün değildir. Bu şartlar, haliyle Türkiye gibi ülkelerden gelen bünyelere yabancı şeyler. O yüzden iş ararken bunları göz önünde bulundurmak iyi olur.

Avrupa’dan ve dünyanın her yerinden insanlar İngiltere’ye çalışmaya geliyor ve bu da işverenin lehine bir durum olduğu gibi, iş arayanlar için rekabeti artıran bir unsur. Yine de iş imkanlarının bol olduğunu ve iş bulmanın kolay olmamakla birlikte mümkün olduğunu söyleyebilirim.

Pahalılık meselesine gelirsek, evet Londra pahalı bir yer! Ev kiraları oldukça pahalı. Ev satın alacaksan zaten fiyatlar el yakıyor. Ulaşım da pahalı, fakat şehir çok düzenli olduğu için ulaşımdaki indirimlerden yararlanmak ve idareli harcamak mümkün.

Mesela Londra’da çok yoğun bir bisiklet kullanımı var. Yaş fark etmeksizin, herkes bisiklete biniyor. Öyle ki, işe gidiş ve dönüş saatlerinde “Bir bisiklet yarışı var da benim mi haberim yok!” diye düşünebilirsin. Bisiklet kullananlar burada oldukça rahatlar ve trafikte kimse onları taciz edemez.

Bir aracın önünde bir bisiklet gidiyorsa öncelik bisiklettedir, korna çalıp çekil diyemezsin, bu büyük suçtur. Otobüsler önlerinde bisiklet varsa yavaşlar ve hızlarını bisiklete göre ayarlarlar. Ancak bisikletli kendisi yol verirse geçip giderler, aksi taktirde çekilmeye zorlayamazlar.

Yeme içme de görece olarak pahalıdır, fakat bu konuda da disiplinli davranarak tasarruf edebilirsin. Genelde evde yemek yapıp, ara sıra dışarda yiyebilirsin. Zaten bahsettiğim gibi ücretsiz etkinlikler sosyal hayatın her alanında mevcuttur ve çok para harcamadan da çok iyi kalitede sosyalleşebilirsin.

İngiltere’de iş-özel hayat dengesi oldukça iyi. İş hayatı bazen çok yoğun ama sosyal hayat da bir o kadar yoğun ve renkli. Planlı programlı gidersen, ikisini harika bir biçimde dengelemek mümkün.

Londra’daki Kanallar Şehrin İyi Korunmuş Tarihini Yansıtıyor
Londra'ya yerleşmek istiyorum
Londra’daki Tate Modern Müzesi Aslında Eski Bir Fabrika
  • İngiliz Kadınları Hakkında Ne Düşünüyorsun?

Bu soruya -başıma birşey gelmeyecekse- diye başlayarak cevap vermek isterim. Zira bu röportajdan sonra merdaneyi kafama yemek istemem 🙂

İngiliz kadınları güzeldir, ben kendi adıma beğeniyorum. Ancak her millet gibi onların kendi içinde farklılıkları var ve sıkça dile getirildiği gibi “herkesin sevdiği kendine güzel”.

Şayet değerlendirme yapacak olursam, İngiliz kadınlarını iki temel kategoriye ayırabilirim. Birincisi gerçek veya çakma sarışınlardan oluşan, çok süslü ve frapan giyinen bir kesim. İkincisi ise genelde saç rengi neyse onu koruyan, çok ama çok tarz giyinen; makyajı yerinde ve ayarında yapan, oturmasını-kalkmasını iyi bilen bir kesim.

İkincisini her yerde ve her sosyal sınıfta görebilirsin. Mesela sabah işe gidiş ve akşam iş çıkış saatlerinde metroda, otobüste, trende adeta bir defile var gibidir. Her iki kategoriden de bol bol kadın görürsün.

Giyinmeyi iyi bilen ikinci kategorideki kadınları bisiklet kullanırken gördüğünde, film setindeymiş gibi bir hisse kapılabilir ve romantik bir film çekiliyor sanabilirsin. İngiliz kadınları sanılanın aksine sıcak kanlı ve cana yakındır. Ayrıca özgür ruhludur.

Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim; hem birinci, hem de ikinci kategori alkol alınca biraz değişir. İçkinin getirdiği rahatlama ile argo lisanı bolca kullanırlar ve samimiyetleri artar.

Mehmet Emin Coşkun’un İnternet Sitesi ve İngiltere İzlenimleri

Mehmet, izlenimlerini paylaştığın için teşekkür ederim. Son olarak İngiltere’ye yerleşmek ve Londra’da yaşamak isteyenlere tavsiyelerini almak isterim.

Elbette. Bir kere en başta söyleyeceğim şey, çekinmesinler. İnsan hayallerinin peşinden gitmeli! Ben çok yer gezdim ve çok insan tanıdım. Bu deneyimler beni sadece değiştirmedi, adeta farklı bir insan yaptı. İngiltere oldukça düzenli ve güzel bir ülke. Ayrıca demokratik düzenin hayatın her alanında hissedildiği bir ülke. Bunun yanında gerek kariyer inşa etme açısından, gerekse de sosyo-kültürel açıdan fırsatlarla dolu bir yer. Ankara Anlaşması veya sponsor bulup gelme yollarını deneyebilirler.

Tabi bu süreçte iyi hesap kitap yapmakta fayda var! Londra’da çalışmaya ve yaşamaya gelecekler için, öncelikle Londra’yı ziyaret etmelerini ve bir süre kalmalarını öneririm. Bir yere temelli yerleşmeden önce mutlaka tecrübe etmek gerekli. Sonradan hayal kırıklığı olmaması için, bu konu oldukça önemli.

Her şeyin sonunda yerleşme konusunda karar olumsuz olsa bile, Londra gibi bir yerede harika anılar biriktireceklerine ve bunun kendini zenginleştirme açısından fayda sağlayacağına eminim.


İngiltere’de Yaşam, konusunda Mehmet’in blog sayfasında çok daha fazla bilgi bulabilirsiniz.

www.mehmetc.com


Önerilen Blog Yazıları


Londra’da Yaşayan Bir Türk’ün İngiltere İzlenimleri 2018

Londra’da Yaşayan Bir Türk’ün İngiltere İzlenimleri was last modified: August 20th, 2018 by Serhat Engül

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *