serhateng(at)gmail.com
+90 532 256 93 12

Moltke’nin İstanbul Günlükleri

Osmanlı Dönemi İstanbul Fotoğrafları, Osmanlı’nın Son Döneminde İstanbul’unda Kültür-Yaşam

Bir Avrupalı’nın Oryantalist Bakış Açısı İle Osmanlı İstanbul’u

Helmuth Karl Bernhard von Moltke, Danimarkalı bir subayın oğlu olarak 1800 yılında dünyaya geldi. Prusya ordusuna katıldığı zamandan itibaren zekası ve başarılarıyla dikkat çeken Moltke, 1835-39 yılları arasında Osmanlı ordusunda müşavirlik ve öğretmenlik yaptı.

Bu süre boyunca yazdığı anılardan oluşan Türkiye Mektupları Osmanlı’daki 19. Yüzyıl yaşam tarzını anlamak için en önemli kaynaklardan biridir. Moltke, Türkçe’yi akıcı bir biçimde bildiği için, Osmanlı toplumunu iyi bir biçimde inceleyebilmiş.

Osmanlı Dönemi Ayasofya Ve Sultanahmet Meydanı

Osmanlı Dönemi İstanbul Fotoğrafları
Osmanlı Dönemi İstanbul Tarihi Yarımada Ve Ayasofya

Osmanlı’nın Son Döneminde İstanbul Manzarası

Türkiye Mektupları’nda İstanbul manzarası Trakya’dan başlıyor. Moltke, Bükreş ile başlayan Balkan yolculuğunu İstanbul’da bitiriyor. Asya Olimposu olarak bahsedilen Uludağ’ın İstanbul’un manzarasına dahil olması şaşırtıcı bir detay.

“Güneş gökte parlak ve sıcak ışıldıyor, sadece ince bir sis, peri masallarını andıran manzarayı şeffaf bir peçe gibi sarıyor. Sağımızda rengârenk ev yığınları, üstünde sayısız kubbeler, bir su yolunun cüretli kemerleri, damları kurşun örtülü büyük taş hanlar ve hepsinden fazla 7 tepede dev gibi Selim, Mehmet, Süleyman, Beyazıt, Ahmet ve Ayasofya camilerinin göklere tırmanan minareleri, yükselen İstanbul var.”

Boğaziçi’nin o yıllarda bugün olduğu kadar hareketli olduğunu görmek mümkün. Yerli ve yabancı bandıralı gemiler Boğaz’ı doldururken, Asya ve Avrupa yakası arasındaki kayık trafiği hiç durmuyor.

 “Buradaki hayat tarzına gelince son derece yeknesak: Kahvaltıdan sonra hava ister güzel olsun ister kötü olsun geziyorum ve Beyoğlu ana caddesinden büyük mezarlığa gidiyorum. Yüksek asırlı selviler karın ağırlığıyla yeşil dallarını yere eğiyor. Sayısız dik mezar taşları da buzdan bir örtüyle son derece güzel kaplanmış.”

Moltke’nin bahsettiği mezarlığın eskiden Gezi Parkı’nın olduğu yerden başlayıp Harbiye’ye kadar uzanan Ermeni Mezarlığı ya da Galata’da bulunan Mevlevi Mezarlığı olabilir. Anadolu Yakası’nın karlı tepeleri ve Leander Kulesi –bazı Avrupalı tarihçiler Kız Kulesi’ni bu şekilde adlandırıyor- bu mezarlıktan net bir biçimde görünüyor.

İstanbul Kız Kulesi Nostaljik Fotoğraf

Osmanlı Dönemi İstanbul'unda yaşam
İstanbul Kız Kulesi – Osmanlı Dönemi İstanbul Fotoğrafları

19. Yıl Osmanlı İstanbul’unda Şehir Hayatı

Osmanlı İmparatorluğu‘nun merkezi olan İstanbul, oldukça hareketli bir yaşantıya sahip. Boğazın etrafındaki köşkler ile başlayan sokaklar içlere doğru genişliyor ve camiler, dükkanlar, evler birbiri ardına sıralanıyor. Pazarda satılan yiyecekler Moltke’nin dikkatini çekmiş. Hindistancevizi, kudret helvası, kuru üzüm, nar, kebbat gibi sebzelerle birlikte bal bulamacı, sütlaç, üzüm peltesi gibi tatlılar da satılıyor.

Bunların o yıllarda Avrupa’da ulaşılması daha zor olan besinler olduğunu tahmin ediyorum. Balıkçılar Çarşısı ise sebzecilerin bitişiğinde başlıyor. Lezzetli ve büyük balıklarla birlikte Rumlar tarafından toplanan istiridyeler burada satılıyor.

Kılıç Ali Paşa Camii’nin manzarası da dikkat çekici. Caminin avlusunda Moltke’nin ifadesiyle zarif şeyler satılan dükkanlar var. Avluda oturan bir arzuhalci ise meramlarını hararetli bir biçimde anlatan kadınların söylediklerini yazıya geçiriyor.

Ramazan ayında kentte bir durgunluk var. Kahvehanelerde herkes ısınmak için mangalların başına toplandıysa da kahve kokusu yok. Kentte hayat ancak gün batınca canlanıyor. Bu yüzden diplomatik ziyaretler bile akşam saatlerinde yapılıyor.

Moltke, Anadolu ve Rumeli hisarlarını ve onların ortasında yükselen Galata Kulesi’ni “Bizans İmparatorluğu‘nun boynuna takılan ilmikler” olarak yorumluyor.

Osmanlı İstanbul’unun Lüks Semtleri

Moltke’nin anlattığı İstanbul manzarasıyla bugünün İstanbul’u arasında çok benzerlik var. Bebek, Tarabya gibi semtler o yıllarda da gelir seviyesi yüksek kişilere ev sahipliği yapıyormuş. Bebek, Osmanlı’nın zengin bürokratlarını ağırlarken Avusturya, Rusya, Prusya, Fransa, İngiltere ve diğer ülkelerin sefarethanelerine ait konakların Tarabya’da olduğunu görmekteyiz. Bebek, İstanbul’un en güzel yerlerinden biri. Osmanlı sarayında görev alan önemli kişiler ve zenginler genellikle burayı mesken edinmişler.

Arnavutköy’de Türk kayıkçılar “İstanbul’a, İstanbul’a” diye bağırırken Rumlar Stamboli diyerek müşteri çekmeye çalışıyor. Köyün dar bir iskelesi olmasına rağmen, hareketli ve canlı bir yer olduğunu söyleyebiliriz. Rumların çoğunluğunu oluşturduğu bu köy, ulaşım için önemi bir yer. Ancak vapurlardan çok yoksul kayıklar bu iskeleyi mesken edinmiş gibi görünüyor. Yolculuk eden kişinin gelir seviyesini ve statüsünü kayığından anlamak da zor değil. Bir kayığın arka kısmında kırmızı minderler ve kenarlarında süslemeleri varsa, statü sahibi birinin olma ihtimali yüksek.

Osmanlı Dönemi İstanbul Fotoğrafları: Galata Köprüsü Ve Haliç

Osmanlı Dönemi İstanbul Semtleri
Galata Kulesi, Eminönü Ve Haliç’in Boğaz’la Buluştuğu Nokta

Osmanlı Dönemi İstanbul’unda Sosyal Yaşam ve Gelenekler

Kahve ikramı hem Türk hem de Ermeni evlerinde oldukça yaygın. Gelen misafire kahve ikram etmemek ayıp sayılıyor. Misafir ağırlama ritüelleri de oldukça önemli. Bazı evlerde misafirlere kahve ile birlikte tütün içilen bir çubuk da ikram ediliyor. Eğer evde kahve yoksa veya henüz hazır değilse, misafirler bir kaşık reçel ve su ile ağırlanıyor.

Genellikle aksini düşünürüz, ancak tütün tüketmek bir problem yaratmıyor. İsteyen herkes sokak ortasında çubuk tüttürebiliyor.

Bununla birlikte, özellikle subaylar arasında Batı medeniyetine öykünen birçok insan var. Bunları evlerindeki masalar ve masa saatlerinden anlıyoruz. Saat, 19. Yüzyıl Osmanlı’sında Batı’ya ait modern bir obje olarak kabul ediliyor ve Türkler evlerine çalışmasa bile birkaç saat alıyor.

Haliç Kıyılarında Ulaşım Sağlayan Kayıkçılar

Osmanlı Dönemi İstanbul Fotoğrafları Nostaljik
İstanbul Boğaziçi Ve Haliç’te kayıkçılar.

Osmanlı Dönemi İstanbul’da Kadınların Günlük Yaşamı

İstanbul’daki sosyal yaşam henüz manzaraya bakarken belli oluyor. Boğazın etrafındaki köşklerin pencereleri yüksek tahta perdelerle kapatılmış. İnsanı güzel boğaz manzarasından mahrum bırakan bu tahta perdelerin sebebiyse, kayıklardaki erkeklerin kadınlarını görmesinin önüne geçmek. Nitekim kadınların sosyal hayatta erkekler kadar görünür olmaları pek mümkün değil.

Sosyal hayatı düzenleyen sıkı kanunlar mevcut. Müslüman bir kadın eşini aldattığında bunun cezası boşanmadır. Ancak bu aldatma reayadan yani Hristiyan halktan bir erkekle yapılırsa, kadın ciddi cezalara çarptırılabilir.

Moltke, anılarında böyle bir duruma tanık olduğunu anlatıyor. Aşık olmak, kur yapmak, flört etmek gibi ritüellerin evlilik ilişkilerinde pek geçerli olmadığı da kitapta anlatılıyor.

“Evlenme işi akrabalar tarafından kararlaştırılır. Yeni gelinin peçeli olarak kocasının evine girdiği gün, kocasının onu ilk defa, en yakın erkek akrabalarının vehatta erkek kardeşlerinin son defa gördüğü gündür.”

Moltke bu durumu reformun en son haremlere uğrayacağı şeklinde yorumlamakta. Nitekim kadınların sıkı bir biçimde göz altında olduğunu ve kendi aileleri haricinde kadınlar dışında hiç kimseyle temas edemediklerini görmekteyiz. Öyle ki bir erkeğin sokakta bir kadını selamlaması, hatta tanıdığını göstermesi bile büyük bir terbiyesizlik sayılmakta.

Kadınların giyecekleri ayakkabıların rengi bile kanunlar tarafından belirlenmiş. Türk kadınları sarı ayakkabılar giyerken, Rumlar siyah, Yahudiler mavi, Ermeniler ise kırmızı dışında bir renk giyemiyor.

“Her kim, Binbir Gece’ye aldanıp da aşk maceraları diyarını Türkiye’de aramaya kalkarsa şartları hiç bilmiyor demektir. Belki Araplarda başkadır ama Türklerde bu meselede kuru bir şiirsizlik hakimdir.”

19. Yüzyıl Saray Ressamı Fausto Zonaro’dan Boğaziçi

Osmanlı Döneminde İstanbul yaşamı
Fausto Zonaro’dan Boğaziçi’nde Kayık Sefası

Osmanlı İmparatorluğu’nda Gayrimüslimlerin Yaşantısı

Genellikle zannedilenin aksine, Ermeniler ile Türkler arasında sosyal hayat bakımından büyük farklar yok. Öyle ki, Moltke Ermenileri Hristiyan Türkler olarak tanımlıyor.

Kadınların sosyal yaşamdaki yerinden misafir ağırlama ritüellerine kadar, Ermeniler ile Türklerin gündelik yaşamları arasında büyük  bir benzerlik var. Moltke, İstanbul’da Madriraki adında bir Ermeni’nin evini kiraladığını ve burada kaldığı süre boyunca neredeyse hiç kadın görmediğini söyüyor.

Kanunlar gayrimüslimlerin sadece bir kadın almalarına müsaade ediyor. Ayrıca onların şarap tüketmeleri bir sorun yaratmıyor. Ancak bunun dışında gündelik hayatta büyük farklar görünmüyor.


Kaynak: Moltke’nin Türkiye MektuplarıRemzi Kitabevi Basım Yılı 2016


Önerilen Diğer Yazılar:


Osmanlı Dönemi İstanbul Fotoğrafları – Yazar: Babür Karbey Vina

Osmanlı Dönemi İstanbul Fotoğrafları, Kültür Ve Yaşam

Osmanlı Dönemi İstanbul Fotoğrafları Kültür-Yaşam was last modified: April 5th, 2018 by Serhat Engül

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *