Ayios Polieuktos Kilisesi Tarihi ve Mimarisi

Ayios Polieuktos Kilisesi Tarihi

Bizans Dönemi Ayios Polieuktos Kilisesi Tarihi ve Mimarisi

Ayios Polieuktos Kilisesi’nin kalıntıları, 1960’lı yıllarda Unkapanı‘nda yapılan bir yol çalışmasında tesadüfen bulundu. Kilisenin günümüzdeki hali bir harabeden farksız olsa da, Roma tarihindeki bir döneme ışık tutması açısından çok önemlidir.

Kilise, eski Batı Roma imparatorlarından Olybrius’un kızı Anicia Juliana tarafından yaptırılmıştı. İnşa edildiği yıllarda Konstantinopolis’in en görkemli kilisesi olan Ayios Polieuktos Kilisesi, Aziz Polyeuktos isimli bir Hristiyan şehidine adanmıştı.

Kilisenin tarihinden bahsetmek için Doğu Roma İmparatorluğu tarihinde kısa bir yolculuğa çıkmak gerekir. Çünkü Ayios Polieuktos Kilisesi, Roma aristokratları ile geleceğin büyük imparatoru Justinianus arasındaki bir siyasi çekişmeden dolayı inşa edilmişti.

Öyküyü hakkını vererek anlatmak için biraz geriye sarmamız gerekecek. Roma İmparatorluğu’nun güç merkezinin doğuya kaydığı 4. ve 5. yüzyıllardan kısaca bahsedeceğiz. Keyif alarak okumanız dileğiyle yazımıza başlayalım. Read More

Bizans Askerleri Ve Kıyafetleri

Yedinci Yüzyıl’da Bizans İmparatorları

VII. Yüzyıl Bizans İmparatorları

Yedinci Yüzyıl’da Bizans İmparatorları Listesi

Bir önceki yazıda Altıncı Yüzyıl’da Bizans İmparatorları‘ndan bahsetmiştik. İmparator I. Anastasius‘tan başlayan ve İmparator Mavrikios‘a kadar uzanan bu liste, bir anlamda Bizans İmparatorluğu’nun yükselişini de konu alıyordu.

Başta sıkıcı ve karışık gözüken, fakat derine indikçe “Taht Oyunları” kıvamında bir heyecan fırtınası yaşatan Bizans tarihini, en başından sonuna kadar ayrıntısı ile sizlerle paylaşıyor olacağım. Size naçizane tavsiyem, ilk yazıdan başlamanız ve tüm olayları hazmederek okumanız.


Yedinci Yüzyıl’da Bizans İmparatorları Listesi

  • Bizans İmparatoru Phocas (veya Phokas)
  • Bizans İmparatoru Heraklius (Heraclius veya Herakleios)
  • Bizans İmparatoru III. Konstantinos (Constantinus veya Konstantin)
  • Bizans İmparatoru II. Konstans (Constans)
  • Bizans İmparatoru IV. Konstantinos (Constantinus veya Konstantin)
  • Bizans İmparatoru II. Justinianos (Justinianus veya Jüstinyen)

  • Bizans İmparatoru Phocas (602-610)

İmparator Mavrikios’u tahtından indiren Phokas, oldukça sert mizaçlı biriydi. Tahta çıktığı yıllarda Bizans İmparatorluğu çok hassas bir durumdaydı. Doğu’da Sasani İmparatorluğu, Batı’da ise Avarlar ve Slavlar askeri tehdit oluşturuyordu. Selefi Mavrikios kadar becerikli bir yönetim gösteremeyen Phokas, imparatorluğu sadece birkaç yılda yıkılmanın eşiğine getirdi. Read More

blank

Studios Manastırı Kilisesi (İmrahor Camii) Tarihi

Studios Manastır Kilisesi

Bu yazı, İstanbul tarihindeki en önemli manastır olan Studios Manastırı ve manastırın çekirdeğini oluşturan Studios Manastır Kilisesi ile ilgili. Ancak Roma İmparatorluğu’nda Hristiyanlığın nasıl bir politik güç haline geldiğini anlatmak için, konuyu biraz daha geniş açıdan ele almak istiyorum. Bu sebeple Roma tarihi ile ilgili kısa bir özet geçip, Konstantinopolis‘in en güçlü manastırının nasıl ortaya çıktığını vurgulamış olacağım. Keyifli okumalar dilerim.

Julius Caesar’dan Konstantin’e Roma’da Siyaset

Antik Roma‘da siyasi güç kazanmak için askeri zaferler kazanmak gerekiyordu. Bu henüz Roma İmparatorluğu kurulmadan, Cumhuriyet döneminden itibaren başlayan bir gelenekti. Örnek olarak Julius Caesar döneminden biraz bahsetmekte fayda var.

Julius Caesar, dilimize Triumvirlik olarak çevrilen “Üçlü Yönetim” döneminde Roma’yı yöneten üç konsülden biriydi. Ordunun başına geçip uzun yıllar Roma’nın başına bela olan barbar kavimlerin üzerine yürüdü. Galya‘da ve Britanya‘da kazandığı zaferler onu yenilmez yaptı. Yıllar boyunca yönettiği Roma lejyonlarındaki askerler ona adeta tapıyordu. Julius Caesar‘ın kendini imparator ilan edeceğinden çekinen Roma Senatosu ona bir suikast düzenledi.

Yerine manevi oğlu Augustus Caesar geçti ve Julius Caesar’dan beklenen şeyi o yaptı. Antik Çağ’ın en kudretli devleti olan Roma İmparatorluğu kurulmuştu. Başında ise ilk imparator olarak Augustus vardı.

Bu sistem asırlar boyunca devam etti. Lejyonlar tarafından kutsanan generallerin yönetime el koyması bazı dönemler kaosa sebep oldu. Örneğin 235 ile 285 yılları arasında yaşanan 50 yıllık dönemde onlarca imparator geldi geçti.

Roma İmparatorluğu’nda çok tanrılı pagan inancı vardı ve imparatorlar baştanrı Jüpiter‘in yer yüzündeki gölgesiydi. İmparatorların siyasi kudreti, bir nevi kutsallık kalkanı ile destekleniyordu. Yaptıkları şeyler için kimseden onay almak zorunda değillerdi. Read More

blank

Havariyyun (Kutsal Havariler) Kilisesi Tarihi

Havariyyun Kilisesi

İstanbul Havariyyun Kilisesi (Kutsal Havariler Kilisesi) Tarihi

Hristiyanlık, Hz. İsa’nın ölümünden sonra havarileri tarafından bilinen dünyanın dört bir yanına yayıldı. Havariler, Antik Çağ’ın en önemli şehirleri olan İskenderiye, Antakya, Efes, Roma gibi şehirlere gittiler. Hristiyanlığın bu hızlı yükselişi Romalı bürokratları fazlasıyla rahatsız etti. Yardımlaşma üzerine kurulu olan, yoksullara ve kölelere büyük umut veren bu yeni inancın yayılması durdurulamadı.

Roma İmparatorluğu‘nda çok tanrılı din, devlet yönetimi ile iç içe geçmişti. İmparatorlar baştanrı Jüpiter‘in yer yüzündeki temsilcisi olarak kabul edilirdi. Asırlar boyu sürdürülmüş olan bu düzen büyük tehdit altındaydı. Bu sebeple Hristiyanlara büyük zulümler uygulandı. İbret olsun diye ölüm cezaları verildi. Tüm bunlara rağmen Hristiyanların örgütlenmesinin önü alınamadı.

Anadolu toprakları Hristiyanlığın erken döneminde başlıca yaşam alanlarından biriydi. Roma otoritelerinden saklanmak isteyen Hristiyanlar, başta Kapadokya olmak üzere saklanmaya elverişli coğrafyaları tercih ettiler. 300 yıl süren baskı dönemi, İmparator Diocletianus döneminde zirveye çıktı. Ancak hemen arkasından gelen İmparator Konstantin (Constantinus) döneminde son buldu.

Konstantin, uzun yıllar süren iç savaşlardan sonra tahta çıkmıştı. Giriştiği tüm savaşlardan galip çıkan güçlü bir karakterdi. Bu sebeple de hem Roma Lejyonları, hem de Roma Senatosu üzerinde büyük bir etkiye sahipti. Bu güçten yararlanarak bir dizi reform yapmaya karar verdi. Read More

blank

Sultanahmet Theodosius Dikilitaşı (Mısır Obeliski)

Theodosius Dikilitaşı

Sultanahmet Theodosius Dikilitaşı (Mısır Obeliski) Tarihi

Roma İmparatorluğu’nu 306 ile 337 yılları arasında yöneten İmparator Konstantin, hükümdarlık yılları boyunca tarihin akışını değiştirecek kararlara imza attı. Roma’nın Kuzey Avrupa’daki Germen Halkları ve Doğu’daki Sasani İmparatorluğu ile mücadelesi çok uzun yıllardır devam ediyordu. Bu sebeple imparatorlar askeri seferlerden önce veya sonra Sirmium, Nicomedia, Antiochia gibi kentlerde konaklıyorlardı. Başkent Roma artık stratejik önemini yitirmişti.

Tetrarşi Dönemi‘nin sonunda yaşanan iç savaşlardan tek hükümdar olarak çıkmayı başaran Konstantin, ilk iş olarak başkentin yerini değiştirdi. Bu amaçla stratejik konumu ile gelecek vaat eden Byzantium‘u seçmişti. Küçük bir kent olan Byzantium, 324 ile 330 yılları arasında yeniden inşa edildi. Roma gibi 7 tepe üzerinde inşa edildiği için adına “Yeni Roma” dendi. Sonraları ise Konstantin’in şehri anlamına gelen Konstantinopolis olarak anılacaktı. Read More

blank

İstanbul’da Bizans Dönemi Sarnıçları

İstanbul’daki Bizans Sarnıçları

İstanbul’da Gezilecek Bizans Dönemi Sarnıçları

İstanbul, milattan önce 660 yıllarında, Antik Yunanistan‘dan göçen bir grup insan tarafından kuruldu. Korint Körfezi‘ndeki Megara kentinden göçen yerleşimciler, şimdi Sarayburnu (Seraglio Point) olarak bilinen noktaya yerleşmeye karar verdiler.

Elbette bu karar bir tesadüf eseri verilmemiştir. Günümüzde Topkapı Sarayı‘nın olduğu İstanbul’un birinci tepesi, muhteşem bir manzaraya ve stratejik bir öneme sahiptir. Bu konumu avantaja çevirmek isteyen Byzas, gelecekte kendi adını alacak olan şehri buraya kurmaya karar vermiştir.

Tarihi Yarımada‘ya yerleşmeye karar verenler, ilk etapta su eksikliğini hissetmemiş olabilirler. Ancak Suriçi adıyla andığımız İstanbul’un tarihi bölgesinde, su kaynakları çok kısıtlıdır. Bu eksiklik asırlarca sürekli olarak artacak olan şehir nüfusunun bir numaralı problemi olacaktır.

Lider Byzas’ın kurduğu şehir, onun anısına Byzantion (İng. Byzantium) olarak anılmaya başlar. Milattan sonra 195 yılına kadar varlığını sürdüren şehir, İmparator Septimus Severus‘un şehre ayak basmasıyla Roma İmparatorluğu‘nun himayesi altına girer.

Romalılar ilk yıllarında şehre çok önem vermezler. Latinleşmiş adıyla Byzantium, Roma’nın himayesi altındaki yüzlerce şehirden biri olarak kalır. Ancak milattan sonra 300’lü yıllarda İmparator Konstantin tahta çıkar. Yaptığı ilk şeylerden biri de başkenti doğuya taşımak olacaktır. İtalya‘daki Roma’nın işlevini sürdürecek olan Yeni Roma, Byzantium‘dur. Şehir baştan başa tekrar inşa edilir ve büyütülür.

İmparator Konstantin de aynı Byzas gibi stratejik bir karar vermiştir. Roma İmparatorluğu‘nun yüzlerce yıllık düşmanları olan Germen Halkları (Barbarlar) ve Pers İmparatorluğu‘na eşit mesafede bir yerde olmayı tercih etmiştir. Roma senatörleri ve soyluları Yeni Roma’ya akın ederler. Şehrin nüfusu bir anda artar. Ancak su kıtlığı da bir numaralı problem olur.

Bu noktada büyük bir su kemeri inşasına başlanır. İstanbul’un su problemini çözecek olan bu su taşıma sistemi, birkaç onyıl sonra, İmparator Valens zamanında tamamlanacaktır. Bugün Bozdoğan Kemeri olarak andığımız Valens Su Kemeri de adını bu imparatordan alacaktır. Read More

blank

İstanbul’da Bizans Dönemi Kiliseleri

Bizans Kiliseleri

İstanbul’daki Bizans Dönemi Kiliseleri

Konstantinopolis’in ilk üç kilisesi olan Aya İrini, Ayasofya ve Havariyyun kiliselerinden hiçbiri başlangıçtaki şeklini koruyamadı. Bu sebeple, İstanbul’un erken dönem kilise mimarisi ile ilgili bilgilerimiz, ilk Hristiyan kiliseleri hakkında bildiklerimizden ibarettir. Hristiyanlığın ilk kiliseleri, bir Antik Roma yapısı olan Bazilika’dan esinlenmiştir.

Roma İmparatorluğu‘nda 300 yıl boyunca yasaklanmış bir din olan Hristiyanlık, nihayet İmparator Konstantin dönemindeki Milano Fermanı (313) ile serbest kalmıştı. Zaten çok güçlü bir örgütlenmesi olan bu yeni din, devlet tarafından önü açılınca hızla yayılmaya başladı. Hristiyan nüfusun artmasıyla ibadet alanlarının kurumsal bir nitelik kazanması ihtiyacı doğmuştu. Bu da halihazırda varolan Bazilika isimli yapıların birer birer kiliseye çevrilmesine yol açtı.

Bazilika, Hristiyanlık öncesi Roma’da insanların bir araya toplanmasına imkan sağlayan dikdörtgen planlı bir yapıydı. Özünde dini amaçlarla kullanılan bir yer değildi. Hristiyanlığın yayıldığı dönemde ise bazilikalar kiliseye çevrildiği gibi, erken dönem kilise mimarisine de ilham verdiler.

İstanbul’da Bizans Dönemi Kiliseleri

Bu yazıda sözü edilen kiliselerin büyük bir çoğunluğu varlığını halen korumaktadır. Studios Manastırı ve Ayios Polieuktos Kilisesi harabe haline gelmiştir ve ziyarete açık değildir. Havariyyun Kilisesi ise tamamen yok olmuştur. Buna ek olarak, kiliseler kronolojik bir sıraya göre listelenmiştir.

  • Havariyyun Kilisesi

İmparator Konstantin, eski bir Yunan kolonisi olan Byzantion’u, Yeni Roma adıyla imparatorluğun ikinci başkenti yapmıştı. Roma imparatorları sonradan Konstantinopolis adıyla bilinecek olan bu şehirde yaşayacaktı. Yeni başkent Hipodrom, Büyük Saray, Konstantin Forumu gibi yapılarla süslendi. Buna ek olarak şehrin maneviyatını güçlendirmek amacıyla ilk kilise olan Havariyyun Kilisesi inşa edildi.

Havariyyun Kilisesi dönemin yazarlarına göre oldukça yüksek kubbeli bir bazilikadır. Çatısı bronz levhalarla süslenmiş ve altın rengindedir. İç mekanı ise tavana kadar yükselen mermer levhalar ile süslenmiştir. 532’de patlak veren Nika Ayaklanması‘nda yanıp kül olan kilise, Justinianus döneminde tekrar inşa edilmiştir.

Konstantin ve Justinianus gibi birçok ünlü imparatorun defnedildiği kilise maalesef bugün artık yoktur. 1204’teki Latin İstilası‘nda büyük zarar görmüş ve Osmanlı döneminde ise yıkılmıştır. Kalıntılarının üzerinde Fatih Camii yükselmektedir.

  • Aya İrini Kilisesi

Byzantion henüz Roma başkenti olmamışken burada bir piskoposluk merkezi vardı. İmparator Konstantin şehri yeniden inşa ederken bu kiliseyi de genişletti. Kutsal Barış anlamına gelen Hagia Eirene adını alan kilise, İstanbul’un en eski kilisesiydi.

Nika İsyanı sırasında ateşe verilen ve harabeye dönen Aya İrini Kilisesi, İmparator Justinianus tarafından yeniden inşa edildi. Justinianus‘un şaheseri Ayasofya’ya göre çok daha sade bir planla inşa edilmişti. Ancak bu kilise de 740’ta depremde yıkıldı. Günümüzdeki yapı ikona kırıcı dönem sırasında inşa edildiği için, iç mekanında büyük bir sadelik hakimdir.

istanbuldaki bizans kiliseleri
Aya İrini Kilisesi
  • Studios Manastırı

Konstantinopolis’in günümüze ulaşmış en eski kilisesi Studios Manastır Kilisesi‘dir. Şehirde yaşayan Romalı bir aristokrat tarafından 462 yılında inşa edilmiştir. Şehrin en önemli giriş kapısı olan Altın Kapı’ya çok yakında konumlanan bu kilise, zarif mimarisi ile antik dönemin izlerini taşır.

Korint nizamında sütunları, mozaikleri ve geometrik süslemeleri ile ünlü olan kilise, özünde Vaftizci Yahya’ya adanmış bir manastırdı. Konstantinopolis‘teki 80 adet manastır arasında en etkili olanı buydu. Başkeşişler, şehrin psikoposundan sonra en çok söz sahibi olan din adamlarıydı. Manastırın siyasi etkisi en çok 700’lü yıllarda ikona kırıcı harekete karşı durduğu dönemde hissedilmiştir.

Osmanlılar tarafından 1486’da camiye çevrilen manastır, İmrahor Camii adını aldı. Caminin yanına eklenen Tekke ile manastır geleneğini bir anlamda sürdürmüş oldu. 1766’da gerçekleşen bir depremde sağ taraftaki sütunları yıkıldı ve 1908’de çatısının da çökmesiyle kullanılamaz hale geldi. Yapıyı çevreleyen duvarlar halen ayakta olsa da, ziyarete açık değildir.

blank
Studios Manastırı
  • Ayios Polieuktos Kilisesi

Aziz Polieuktos Kilisesi‘nin kalıntıları, 1960’lı yıllarda yapılan bir kazıda, Bozdoğan Kemeri’nin çok yakınında bulunmuştur. Kilisenin günümüzdeki hali bir harabeden farksız olsa da, bir sonraki başlıkta işleyeceğimiz Sergius ve Bacchus Kilisesi’nin tarihine ışık tutmaktadır.

Kiliseyi inşa ettiren Anicia Juliana, Romalı aristokrat bir kadındır. Babası Olybrius, kısa bir süre de olsa Batı Roma İmparatoru olmuştur. Oğlu Doğu Roma İmparatoru Anastasius‘un kızı ile evlidir ve bir sonraki imparator olması beklenmektedir. Ancak İmparator Anastasius öldüğünde, hiçbir eğitimi olmayan muhafız birliği komutanı Justin imparator olur. İleri yaşlarda olan Justin, kendisinden sonra tahta geçmesi için evlatlık oğlu Justinianus‘u sezar ilan eder.

Okuma yazma bilmeyen Justin ve bir dansçı ile evli olan Justinianus‘un tahtı işgal etmesi, soylu bir aileden gelen Juliana‘yı adeta çileden çıkartmıştır. Bu olayları protesto etmek için görkemli bir yol seçer. Aileden gelen servetini Hristiyanlık yolunda şehit olan Polieuktos isimli bir askere adadığı kilise için harcar.

  • Sergius ve Bacchus Kilisesi

Ayios Polieuktos Kilisesi 524 ile Justinianus’un tahta çıktığı 527 yılları arasında inşa edilir. Sergius ve Bacchus Kilisesi‘nin inşaatı ise Anicia Juliana’nın meydan okumasına cevap olarak 527’de başlar ve 536 yılında tamamlanır.

Justinianus, amcası Justin’in imparatorluğu sırasında önce Konsül, sonra da Sezar olur. Okuma yazma bilmeyen amcasının iktidarının perde arkasındaki gizli güçtür. Önceleri Hormisdas Sarayı’nda yaşayan Justinianus ve eşi Theodora, buraya Aziz Petrus ve Paulus‘a adanmış bir kilise inşa ederler. Ancak Justinianus imparator olduktan sonra Hormisdas Sarayı içindeki kilise ile birlikte manastıra dönüştürülür.

Anicia Juliana’nın Polieuktos‘a adanmış kilisesine karşı, yine Hristiyanlık için şehit olan iki asker Sergius ve Bacchus‘a adanmış bir kilisenin inşasına başlanır. Aristokrasinin kibrine karşılık olarak inşa edilen bu kilise, kare bir yapının içindeki sekizgen kubbesiyle Bazilika planını terk etmiştir. 1509’da Osmanlılar tarafından camiye çevrilen kilise, mimarlık tarihinde çığır açan Ayasofya’ya benzerliği sebebiyle; Küçük Ayasofya Camii adını almıştır.

istanbulda camiye çevrilmiş bizans kiliseleri
Sergius ve Bacchus Kilisesi
  • Ayasofya

Ayasofya’nın olduğu yerdeki ilk kilisenin inşaatı, İmparator Konstantin’in oğlu II. Konstantius döneminde tamamlanmıştı. O dönemde Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak anılan yapı, bazilika planlı bir kiliseydi. 4. Yüzyıl’ın sonunda Konstantinopolis Başpiskoposu Ioannis Hrisostomos, İmparatoriçe Aelia Eudoksia‘yı yaşam tarzı sebebiyle sert bir şekilde eleştirdi. Bir dizi olayın sonucunda Ioannes, şehirden sürgün edildi. Kuvvetli hitabeti ile meşhur olan din adamının yandaşları şehirde bir isyan çıkardılar. Birinci dönem Ayasofya bu kargaşa sırasında yandı ve kullanılamaz hale geldi.

İmparator II. Theodosius kiliseyi yeniden inşa ettirdi. Ancak ikinci kilise de aynı kaderi paylaştı. İmparator Justinianus’a karşı patlak veren Nika İsyanı‘nda Theodosius Ayasofyası da yanıp küle döndü. Bizans tarihinin en kudretli hükümdarlarından Justinianus, itibarını yeniden kazanmak için muhteşem bir yapı inşa etmeye karar verdi. Yeni projede dönemin en parlak mimarları olan Anthemius ve Isidoros görev aldılar. 6 yıldan kısa bir sürede dünya tarihinin en önemli yapılarından biri inşa edildi.

Ayasofya ile ilgili anlatılacak elbette çok şey var. Ancak bir liste yazısına tüm detayları sığdırmak mümkün değil. Bir mimarlık şaheseri olan Ayasofya ile ilgili detayları Ayasofya Müzesi Gezi Rehberi isimli yazıdan okuyabilirsiniz.

İstanbul Bizans Dönemi Kiliseleri

istanbulda müze olan bizans kiliseleri
Ayasofya
  • Konstantin Lips Manastırı

907 yılında İmparator VI. Leon’un donanma komutanı Konstantin Lips tarafından inşa edilen bir manastırdır. Kentin ortasından geçen ve Marmara Denizi’ne dökülen Lykos Deresi’nin vadisinde konumlanmıştır. Bizans İmparatorluğu’nun Orta Çağ mimarisini temsil eden en eski eserdir.

Lips Manastırı‘nın mimarisi şu ana kadar bahsettiğimiz erken dönem Hristiyanlık eserlerinden farklıdır. Bir Yunan haçı biçiminde inşa edilen kilisenin beş adet kubbesi ve dört köşeside birer şapeli vardı. Bir imparatorluk kilisesinin sunduğu geniş toplanma alanları yerine, seçkin insanların bir araya geleceği küçük bölümlere sahipti.

Önceki kiliselerde iç mekan bol ışık alacak şekilde tasarlanırken, Orta Çağ’ın etkisinin hissedildiği Lips‘te içerisi daha loş ve gizemliydi. Ayrıca kubbe mermerden yontulmuş sütunlar yerine, tuğladan örülmüş ayaklarla desteklenmişti. Böylece iç mekanın duvarlarında mozaik veya fresklerin sergileneceği daha çok alan yaratılmıştı.

13. Yüzyıl’da İmparator VIII. Michael Paleologos‘un eşi Theodora tarafından yapının güneyine bir kilise daha eklendi. Theodora bu kiliseyi Paleologos ailesinin mezar kilisesi olarak tasarlamıştı. Osmanlı döneminde camiye çevrilen kilise, Fenari İsa Camii adını aldı.

  • Myrelaion Manastırı

Romanos Lekapenos’un babası  (Theophylaktos) bir savaşta İmparator I. Basileios‘un hayatını kurtarmış ve saray muhafızlığına terfi etmişti. İmparatorun geniş topraklar bahşetmesiyle aile güçlendi. Babasının kurduğu hanedanın başına geçen Romanos, İmparator VI. Leon döneminde amiralliğe kadar yükseldi.

Kızı Helena’nın imparatorun oğlu VII. Konstantinos ile evlenmesiyle iyice güçlenen Romanos, kendisine bir saray yaptırdı. Sarayın yapıldığı yerde 42 metre çapındaki bir rotonda bulunuyordu. Rotondanın içini 80 adet sütunla dolduran ve bir sarnıca çeviren Romanos, üstünde ise kare planlı bir arazi oluşturdu. Saray bu arazinin içine inşa edilirken, yanına da bir kilise eklendi.

Myrelaion Kilisesi, rotondanın üzerinde bulunan saraya bitişik olması için, yüksek bir platformun üzerine inşa edildi. Daha önce ne amaçla kullanıldığı asla anlaşılamayan rotondanın bitişiğinde olması, kiliseye de bir özgünlük kazandırmıştır.

Lips Manastırı’ndaki Yunan haçı planı burada da görülür. Ancak Myrelaion, Lips’e göre çok daha aydınlıktır. Lips’te olduğu gibi yan kubbeleri yoktur ve tek merkezi kubbe, Yunan haçını daha belirgin hale getirmektedir.  Kilisenin 922 yılındaki inşasından itibaren Lekapenos hanedanı üyeleri buraya defnedilmiştir. Romanos Lekapenos ve iki oğlunun, VII. Konstantin ile birlikte eş imparator olduğu dönemde, hanedan gücünün doruğuna erişmiştir. Ancak ailenin düşüşü de, yükselişi kadar hızlı olmuştur.

Yapı, 1500’lü yıllarda Osmanlı idarecilerinden Mesih Paşa tarafından camiye (Bodrum Camii) çevrilmiştir. Mesih Paşa, Fatih Sultan Mehmet döneminde Topkapı Sarayı’ndaki Enderun mektebinden yetişen devşirme komutanlardan biridir. Bizans’ın köklü ailelerinden Paleologos hanedanına mensuptur.

  • Pantepoptes İsa Manastırı

Bizans İmparatorluğu‘nun Makedon Hanedanı dönemindeki yükselişi, II. Basileios‘un hükümdarlık yıllarında doruğa çıktı. II. Basileios asker imparator olarak şatafatı sevmediği için, başkentte bir şey inşa ettirmemişti. Ancak onun yaptığı fetihler ve ekonomik reformlar, kendisinden sonra gelenlerin cömert davranmasına olanak sağladı.

Lips ve Myrelaion‘un inşasını takip eden 150 yıl boyunca çok önemli Bizans kiliseleri inşa edildi. Ancak hiçbiri günümüze kadar ulaşmadı. Bir buçuk asır içerisinde imparatorluğun güç merkezi, Konstantinopolis‘teki kent aristokrasisinden, Anadolu‘daki toprak zenginlerine kaymıştı. İktidara geçen Komnenos Hanedanı’ndan günümüze ulaşan en eski eser Pantepoptes (herşeyi gören) İsa Manastırı oldu.

Ünlü Bizans imparatoru I. Aleksios Komnenos‘un annesi olan Anna Dalassini tarafından inşa edilmiştir. Aleksios, dağılmakta olan imparatorluğun sınırlarını güvence altına almaya çalışırken, başkentteki yönetimi imparatoriçe ilan ettiği annesine bırakmıştır. Anna, görevini tamamladıktan sonra, Bozdoğan Kemeri’nden Haliç’e inen vadideki bu kilisede inzivaya çekilmiştir.

Kilise, stratejik konumu sebebiyle, 1204’teki Latin kuşatması sırasında İmparator V. Aleksios Dukas tarafından karargah olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde Eski İmaret Camii adıyla camiye çevrilmiştir.

  • Aya Theodosia Kilisesi

Osmanlı askerlerinin 1453’te şehre girdiğinde bu kiliseyi güllerle donatılmış bir şekilde bulduğu rivayet edilir. Bu sebeple de camiye çevrildiğinde Gül Camii adını almıştır. Fener Balat turu sırasında görülecek en önemli yapılardan biridir.

Kilisenin inşa tarihi tam olarak bilinmese de, 11. Yüzyıl’ın sonunda inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bazı tarihçilere göre İmparator I. Aleksios Komnenos‘un yeğeni Ioannes Komnenos tarafından inşa edilmiştir. Haç planlı bir yapıya sahip olan kilise, 8.60 metre çapında yayvan bir kubbeye sahiptir. Osmanlı döneminde yenilenen duvar süslemeleri, Hz. Davut Yıldızı ile dikkat çeker.

Camiye Çevrilen Bizans Kiliseleri

bizans döneminden kalan kiliseler
Aya Theodosia Kilisesi
  • Pantokrator Manastırı

Bizans toplumunun feodal bölünmüşlüğü, başkentte de kendini göstermeye başlamıştı. Güçlü aileler, yandaşları ile birlikte çeşitli semtlerde saraylar ve manastırlar kurdular. Komnenos Hanedanı’ndan itibaren, geleneksel Büyük Saray terk edildi ve Blakhernai Sarayı‘na taşınıldı. İmparatorların Havariyyun Kilisesi‘ne defnedilmesi geleneği de son buldu.

Bu akımın etkisiyle Komnenoslar, hanedan üyelerinin gömüleceği, yeraltı mezarlığına sahip bir kilise tasarladılar. Pantokrator İsa Manastırı adı verilen bu mekanda, onlarca papaz hizmet verecekti.

Pantokrator Kilisesi, birbirine bitişik üç ayrı yapıdan oluşur. 1118’de yapımına başlanan ilk kilise, Hz. İsa‘ya adanmıştı. Yanına 1136’da eklenen Hz. Meryem‘e adanmış bir kilise daha bulunur. Bu iki kilisenin tam ortasında ise Komnenosların mezar şapeli vardır.

Bu yapı topluluğu bütünlükten yoksun olsa da etkileyici bir heybete sahiptir. Pantokrator Manastır Kilisesi, imparator ailesinin mezar şapeli olma özelliğini Bizans İmparatorluğu’nun son yıllarına kadar sürdürmüştür. Buraya en son gömülen kişi, son Bizans imparatoru XI. Konstantinos Paleologos‘un annesi Helena Dragazes oldu.

Tarihi Yarımada Bizans Kiliseleri

blank
Pantokrator Manastır Kilisesi
  • Theotokos Kyriotissa Kilisesi

Kyriotissa Manastırı’nın tarihi ile ilgili çeşitli iddialar vardır. Bunun en büyük sebebi de kilisenin beş ayrı dönemde inşa edilen yapılardan meydana gelmiş olmasıdır. Bunlardan ilki kilisenin tarihinin 4. Yüzyıl’a kadar gittiğini gösteren bir hamamdır. İkincisi ise 7. Yüzyıl’a tarihlenen bir kilisedir.

Bugünkü kilisenin apsisi, İkono Kırıcılık (726-842) döneminde inşa edilmiş bir yapıya aittir. Diakonikon 10. Yüzyıl’dan kalma iken, bir de 11. Yüzyıl’a tarihlenen şapel vardır. Tüm bu yapıları bir araya getiren ana yapı ise 12. Yüzyıl’ın sonunda Komnenos Hanedanı dönemine tarihlenir.

Kilise ile ilgili en çok dikkat çeken detay, 1204 ile 1261 yılları arasında süren Latin İşgali sırasında, Fransisken rahiplerine tahsis edilmesidir. Diakonikon bölümü, 1250 yıllarında Aziz Francesco‘nun hayatını anlatan freskolarla süslenmiştir. Osmanlı döneminde Kalenderhane Camii adıyla camiye çevrilmiştir.

  • Muhliotissa Kilisesi

VIII. Mihail Paleologos, 57 yıl boyunca Haçlıların işgalinde kalan Konstantinopolis’i geri aldığında şehir harabeye dönmüştü. Paleologos Hanedanı, şehri yeniden imar etmek gibi umutsuz bir işe giriştiler. Zira Bizans İmparatorluğu’nun bu masrafları karşılayacak gücü kalmamıştı. Blakhernai Sarayı’nda tadilat yaparak ve şehir surlarını onararak en acil işlerden başladılar. Sonrasında sıra şehirdeki Bizans kiliseleri için tadilat yapmaya gelmişti.

Bu kilisenin en dikkat çeken özelliği, Bizans döneminde inşa edilmiş olup da, camiye çevrilmeyen tek aktif kilise olmasıdır. Fetihten sonra Fatih Camii’ni inşa ettiren Fatih Sultan Mehmet, caminin Rum asıllı mimarı Atik Sinan‘ın ricası üzerine bir ferman yazmış ve kilisenin geleceğini garanti altına almıştır.

Bu kiliseyi yaptıran kişinin İmparator Mihail Paleologos‘un Moğol hanıyla evlenen kızı Maria Muhliotissa olduğu rivayet edilir. Babası tarafından Moğollara gelin verilen Maria, ünlü Moğol Kağanı Hülagü’nün oğlu Abaka Han ile evlenmiştir. 15 yıllık bir evlilikten sonra Konstantinopolis’e dönen Maria, son yıllarını bu manastırda geçirmiştir.

Kilise, Fener semtinin tepesinde Petrion adı verilen bir yerde konumlanır. Fener Balat yürüyüş turlarının en önemli durağı olan Fener Rum Patrikhanesi‘ne çok yakındır. Halk dilinde Moğolların Meryemi Kilisesi olarak bilinir. Kilisenin duvarında Sultan II. Mehmed’in yazdığı ferman halen görülebilir.

  • Pammakaristos Kilisesi

Paleologos Hanedanı mensupları da, aynı Komnenoslar gibi dinsel yapılar ve manastırlar inşa etmek için birbirleriyle yarıştılar. Özünde Komnenoslar dönemine tarihlenen bir yapı olan Pammakaristos Manastırı, Latin işgali sırasında büyük zarar görmüştü. Paleologos dönemi soylularından Michael Tarchaneiotes bu kiliseyi onardı.

Michael’in ölümünden sonra, eşi Maria Dukaina kocasının onuruna kilisenin güneyine bir mezar şapeli yaptırdı. Dönemin en güzel sanat öğeleriyle süslenen Pammakaristos, harika Bizans mozaiklerine ev sahipliği yapar.

1455 ile 1586 yılları arasında Patrikhane binası olarak kullanılan yapı, Sultan III. Murad döneminde camiye çevrildi. Fethiye Camii adını alan kilisenin mezar şapeli, günümüzde Fethiye Müzesi adıyla ziyarete açıktır.

Müzeye Çevrilmiş Bizans Kiliseleri

blank
Pammakaristos Manastır Kilisesi
  • Chora Kilisesi

Chora, Konstantin dönemi surlarının dışında kalan bir manastırdı. Surlar II. Theodosius döneminde genişletilince, şehir sınırları içinde kaldı. Bu eski kilise ile kesin tarihsel bulgular Komnenos Hanedanı dönemine denk gelmektedir. Günümüzdeki kilise 1077 ile 1081 arasında I. Aleksios Komnenos’un kayınvalidesi Maria Dukiana tarafından inşa edilmiştir.

Yapıyı bugünkü şöhretine kavuşturacak olan mozaiklerle süsleyen kişi Bizans başhazinedarı Thedoros Metokhites oldu. Thedoros 1315 ile 1320 yılları arasında kilisenin ana kubbesini tekrar yaptırdı. Pammakaristos’ta olduğu gibi Parekklesion adı verilen bir mezar şapeli ekledi. Son olarak da Hz. İsa ve Hz. Meryem’in hayat hikayelerini anlatan bir mozaik dizisi ekledi.

Chora İstanbul’daki Bizans kiliseleri içinde, Bizans sanatını en iyi yansıtan mekandır. Bizans döneminden miras kalan en güzel moazikleri barındırır. Osmanlı döneminde bir süre cami olarak kalan kilise, Cumhuriyet döneminde ise Kariye Müzesi adıyla müzeye çevrilmiştir.

Bizans Kiliseleri ve Mozaikleri

bizans imparatorluğu dönemi kiliseleri
Chora Kilisesi

İstanbul’daki Bizans Kiliseleri Yazısı İçin Kaynak Eser

Bu yazıda, Prof. Stefanos Yerasimos’un, Tarih Vakfı Yurt Yayınları’ndan 2000 yılında yayımlanan İstanbul İmparatorluklar Başkenti isimli eserinden yararlanılmıştır. Söz konusu kitap, şehrin bin yıllara dayanan köklü tarihini sevdirecek ve benimsetecek bir başyapıttır ve kesinlikle tavsiye edilir.


Bizans Kiliseleri by Serhat Engul

blank

Ioannis Hrisostomos (John Chrysostom) kimdir?

St. John Chrysostom

Ioannis Hrisostomos (John Chrysostom) kimdir?

İstanbul’un tarihinde uzmanlaşmaya çalışan biri olarak, adına sıkça rastladığım kişilere özel bir başlık açma gereği duyuyorum. Aziz Ioannis (Yannis) Hrisostomos, 4. Yüzyıl’a damga vurmuş kişilerden biri olarak, hayat hikayesi ile dikkat çekiyor.

Ioannis, Hristiyanlık aleminde önemli bir şöhrete sahip olduğu için, öncelikle Hristiyanlığın o yıllardaki durumundan söz etmekte fayda var. Bilindiği üzere Hz. İsa’nın M.S. 30 yılındaki ölümünden sonra havarileri dünyaya Hristiyanlığı yaymaya başladılar. İskenderiye, Antakya, Efes ve Roma gibi Antik Çağ’ın en önemli şehirlerinde ilk kiliseleri kurdular.

Bilinen dünyanın en büyük siyasi gücü olan Roma İmparatorluğu,  Hristiyanlığın yayılmasını hoş karşılamadı ve sert karşılık verdi. Hristiyanlara karşı zulüm ve katliam yaklaşık 3 asır sürdü. Nihayet İmparator Konstantin‘in yayınladığı Milano Fermanı ile 313 yılında Hristiyanlık serbest bırakıldı. Hatta Konstantin’in kendisi de Hristiyan oldu.

İmparator Konstantin dönemine kadar büyük zulümler gören Hristiyanlar, artık inançlarını özgürce yaşayabilecekti. 325’te toplanan İznik Konsili‘nde alınan kararlar ile Hristiyanlık merkezleri de belirlendi. Buna göre Roma, Konstantinopolis, Antakya, Kudüs ve İskenderiye başlıca piskoposluk merkezleri olacaktı.

İnanç serbestisi ile birlikte, Hristiyanlık felsefesinde müthiş bir ilerleme oldu. Erken dönem piskoposlar, günümüzde halen tüm dünya kiliselerinde uygulanan ibadet şekillerinin temellerini attılar. Aziz Ioannis Hrisostomos, tam da böyle elverişli bir dönemde doğdu ve adını kilise tarihine büyük harflerle kazıdı. Read More

blank

Batı Roma İmparatorluğu Neden ve Nasıl Yıkıldı?

Batı Roma İmparatorluğu

Batı Roma İmparatorluğu Neden ve Nasıl Yıkıldı? Çöküşün Sebepleri

Roma, günümüzde İtalya’nın başkenti olan Roma‘dan ibaret bir şehir devletiydi. Çevresinde kendisine rakip olan birçok kent-devleti bulunuyordu. Ancak Romalılar, şehrin önde gelenlerinden oluşan bir senato kurdular ve ortak akılla hareket ettiler.

Roma’da Cumhuriyet Dönemi

Roma Senatosu‘nun oldukça verimli bir sistemi vardı. Şehrin soylu ve varlıklı ailelerinden oluşan senato üyeleri, Roma’nın geleceğine yön veriyordu. Elbette senatoda büyük çıkar kavgaları ve çekişme vardı. Ancak iş Roma‘nın yüksek çıkarlarına geldiğinde, senato birleşiyor ve “Konsül” adı verilen bir yönetici tayin ediyordu. Konsüller, aynı başbakanlar gibi ülkeyi yönetiyordu. Ancak her zaman senatoya hesap vermek durumundaydılar.

Roma, çevresindeki diğer kent devletlerini ele geçirdi ve büyüdü. Birkaç asır içerisinde tüm İtalya‘yı ele geçirmişti. Roma’nın Kuzey İtalya‘dan Avrupa’ya yayılmaya başlaması ile ezeli düşmanlarından biri ile tanışması (Bkz: Barbarlar) da gerçekleşmişti.

Roma Cumhuriyeti, senatonun hukuksal üstünlüğünü kabul ederek asırlarca yaşadı. Ancak tarihin en ünlü siyasi isimlerinden Julius Caesar‘ın (Jül Sezar) döneminde işler biraz değişmeye başladı. Konsüllerin büyük fetihler yaparak şan şöhret kazanması ve siyasi nüfuzunu artırması olağan bir şeydi. Ancak Julius Caesar, Galya ve Britanya gibi büyük toprakları fethedince, rakipsiz hale geldi. Read More

blank

Bizans’ta İkona Kırıcılık (İkonoklazm) Dönemi

İkona Kırıcılık (İkonoklazm) Nedir?

Bizans’ta İkona Kırıcılık (İkonoklazm) Dönemi Hakkında Bilgi

Roma İmparatorluğu‘nun Hristiyanlığı meşru bir din olarak kabul etmesi yaklaşık 300 yıl sürmüştü. Hz. İsa’nın öğretilerini Kudüs civarında yaymasıyla başlayan süreç, Roma tarafından ilk zamanlar ciddiye alınmadı. Ancak Hz. İsa’nın en önemli havarilerden Aziz Paul ve Aziz Petrus‘un, Roma İmparatorluğu‘nun kalbi olan Roma’ya kadar gitmesi ve Hristiyanlığın önü alınamaz şekilde yayılmaya başlaması, Roma imparatorlarını ciddi önlemler almaya yöneltti.

İmparatorların bazıları, Hristiyanlara zulüm politikası uyguladılar ve binlercesi öldürüldü. Çok tanrılı dine inanan Romalılar, bu yeni dini kendi özbenliklerine tehdit olarak görüyorlardı. Romalıların bakış açısı, 300’lü yıllarda İmparator Konstantin döneminde değişmeye başladı.

Konstantin, Roma İmparatorluğu‘nun büyük reformlara ihtiyacı olduğunu görüyordu. Bu sebeple 315’te yayınladığı Milano Fermanı ile Hristiyanlığı, Roma topraklarında serbest bıraktı. Ardından 325 yılında Nikea (İznik) Konsili’ni topladı ve Hristiyanlığın esaslarını belirledi. Tüm bunları yaparken, pagan dininin simgesi olan Roma‘yı terk etmiş ve başkenti “Yeni Roma” olarak da bilinen Konstantinopolis‘e taşımıştı.

Hristiyanlık, çok kısa bir sürede Romalıların yaşam biçimi haline geldi. İmparator Konstantin‘in Hristiyanlara zulme son vermesinden (315), Hristiyanların paganlara zulüm etmesine kadar (381) 66 yıl geçmesi yetmişti. İmparator Theodosius döneminde, artık devlet dini Hristiyanlık olmuş ve tüm dinamikler tersine dönmüştü. Konstantin’in yeni dinin üzerine inşa ettiği Konstantinopolis, artık imparatorluğun en dindar merkezlerinden biriydi. Read More