Sultanahmet Hipodrom Meydanı

Sultanahmet’teki Hipodrom (At Meydanı) Tarihi Hakkında Bilgi

İstanbul‘da hüküm süren imparatorlukların yönetim merkezi olan Sultanahmet, her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlıyor. Bizans ve Osmanlı dönemi yapılarından Ayasofya, Topkapı Sarayı ve Sultanahmet Camii‘ne odaklanan ziyaretçiler, geçmişi Roma dönemine kadar uzanan Hipodrom‘u gözden kaçırabiliyorlar. Halbuki Mısır Obeliski ve Yılanlı Sütun gibi İstanbul’un en eski tarihi eserlerinden ikisi burada konumlanıyor.

Roma imparatoru Konstantin, M.S. 330 yılında başkenti Roma’dan, Byzantion’a (İstanbul) taşıdı. İmparatorluk mimarları ve mühendislerinin 6 yıllık çalışması sonucunda, küçük bir Yunan kasabası olan Byzantion yeniden inşa edilmiş ve bir imparatorluk başkenti haline getirilmişti.

Yeni inşa edilen şehirdeki en önemli yapılar; Büyük Saray, Konstantin Forumu ve Hipodrom’du. Savaş arabalarının yarışacağı Hipodrom inşa edilirken, Roma’daki Circus Maximus isimli antik yapı örnek alınmıştı.

Roma ve Bizans Döneminde İstanbul

At Meydanı olarak bilinen Hipodrom
Roma döneminde İstanbul

Yukarıdaki resimde, Hipodrom’un eski İstanbul’un en belirgin yapısı olduğunu görüyoruz. Hemen sağında imparatorların yaşadığı Büyük Saray, arkasında I. dönem Ayasofyası ve solunda ise şehrin en büyük meydanı olan Forum Konstantin bulunuyor.

Sultanahmet’teki Hipodrom Meydanı’nın Tarihi

İmparatorun emriyle, o dönemde Roma İmparatorluğu‘nun antik merkezlerinden önemli tarihi eserler buraya taşındı. Çünkü İmparator Konstantin, gelecekte kendi adını vereceği şehre meşruiyet kazandırmak istiyordu.

Bu amaçla Mısır’dan getirilen Obelisk ve Yunanistan’dan getirilen Yılanlı Sütun, günümüzde halen ayaktadır. Hipodromu süsleyen diğer sanat eserlerinden bazıları Latin İstilası sırasında çalınmış, bazıları ise depremlerde ve yangınlarda yok olmuştur.

Merkezdeki Mısır Obeliski (Dikilitaş)

Konstantinopolis Hipodromu

Maviler ve Yeşiller

Hipodrom, 500.000’e yaklaşan nüfusuyla Orta Çağ‘ın en büyük kentlerinden olan Konstantinopolis‘in başlıca eğlence merkeziydi. Dört tane atın çektiği antik savaş arabaları Hipodrom meydanında ölümüne yarışıyordu. O dönemin en önemli spor müsabakası olan Hipodrom yarışları, aralarında imparatorun da olduğu saray erkanı tarafından da izleniyordu.

İmparatorun sarayın içinden geçerek ulaşabildiği bir locası vardı. Buradan yarışları izler ve aynı zamanda halkın nabzını ölçerdi. Çünkü araba yarışlarının bir spor etkinliği olmaktan öte, politik anlamı da vardı. Halkın ve imparatorun bir araya geldiği yegane yer olan Hipodrom, toplumdaki hoşnutsuzlukların su yüzüne çıktığı yerdi.

Hipodrom’da yarışan Maviler ve Yeşiller adında iki takım vardı. Ancak bu takımların taraftarları, birbirine adeta düşmandı. Maviler daha çok toplumun zengin kesimi tarafından sevilirken, Yeşiller ise çiftçi, tüccar ve işçiler tarafından destekleniyordu. Sosyal olarak farklı katmanlardan oldukları gibi, Ortodoks ve Monofizit olarak iki ayrı dini mezhebe bağlıydılar. Bu da düşmanlığı hepten körüklüyordu. Ölümle sonuçlanacak büyük olayların çıkması için, ufak bir kıvılcım yetiyordu.

Bizans İmparatorluğu‘nun en büyük imparatorlarından Anastasius ve sonrasında Justinianus dönemlerinde, imparatorların burada ölümle burun buruna geldiği zamanlar olmuştur. Konstantinopolis tarihindeki en önemli isyan olan Nika Ayaklanması da buradan başlamış ve tüm şehre yayılmıştır.

Chariot (Savaş Arabası) Yarışları

Sultanahmet Hipodromu veya At Meydanı
Hipodrom Yarışlarında Maviler ve Yeşiller

Osmanlı Döneminde At Meydanı

Osmanlılar geldiğinde yıkılmaya yüz tutmuş olan Hipodrom’un adı, At Meydanı olarak anılmaya başlandı. Osmanlı padişahlarının ziyafetler verdiği ve çeşitli eğlencelerin düzenlendiği bir alan haline geldi. Yeniçeri askerlerinin cesaretlerini göstermek için, Örme Dikilitaş‘a tırmandığı rivayet edilir.

Günümüzde Hipodrom’da 4 adet tarihi eser bulunur. Bunlardan en önemlisi, milattan önce 1500 yılına kadar uzanan tarihi ile Mısır Obeliski‘dir. Bu Obeliskin üzerindeki hiyeroglifler, Antik Mısır firavunu III. Tutmosis’in zaferlerini anlatır.

İkinci önemli eser ise Antik Yunanistan‘ın kutsal kenti olan Delfi’den getirilen Yılanlı Sütun‘dur. Osmanlı İmparatorluğu‘nun son dönemlerine kadar yerinde olduğu bilinen yılan başları, maalesef artık yoktur. Kimi kaynaklara göre depremde kopmuştur, bazı kaynaklar ise vandalizme kurban gittiğini aktarır. Yılanlardan birinin çene kısmı, İstanbul Arkeoloji Müzesi‘nde sergilenir.

Üçüncü önemli eser yapım tarihi kesin olarak bilinmeyen Konstantin Sütunu’dur. Örme Dikilitaş olarak da bilinen eser, 10. Yüzyıl‘da yeniden inşa edilmiş ve imparator VII. Konstantinos’un adını almıştır. İlk yapıldığı dönemde bronz plakalarla çevrili olan sütun, altın gibi parlıyormuş. Ancak 4. Haçlı Seferi sırasındaki Latin İstilası’nda yağmalanmış. Ayrıca Hipodrom’un giriş kapısını süsleyen 4 bronz at heykeli de yine işgal sırasında çalınarak Venedik‘e götürülmüş. Bronz atlar halen San Marco Bazilikası‘nda görülebilmektedir.

Dördüncü eser ise Hipodrom’un tarihi ile alakası olmayan bir yapıdır. Alman Çeşmesi olarak bildiğimiz tarihi eser, Alman imparatoru tarafından, Osmanlı padişahına hediye edilen görkemli bir çeşmedir.

Sultanahmet Hipodrom Meydanı Tarihi by Serhat Engül

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *