info@istanbulclues.com

Havana Gezisi Notları Ve Seyahat Tavsiyeleri

Yurt dışı seyahatlerim arasında konaklama süresi olarak en kısa fakat gidilecek mesafe olarak en uzun yolculuk olacaktı Küba seyahati… Uzun uçak seyahati yapacak olmak beni hem geriyor, hem de bir o kadar heyecanlandırıyordu.

Seyahat günü gelip çattığında sabah 05:30’da kalktım ve taksiye atlayıp havalimanının yolunu tuttum. Etrafta göz gözü görmüyordu. Çünkü İstanbul’da son bir kaç gündür inanılmaz yoğunlukta bir sis vardı. Aksi gibi o sabah sis en karanlık haliyle çökmüş gibiydi şehrin üzerine…  Akla ister istemez şu soru geliyordu. “Ya uçak kalkmazsa?” Üstüne üstlük o gün yurt genelinde iş yavaşlatma eylemi olacaktı.

İstanbul’dan Paris Ve Havana Uçuşuna Aktarma

Neyse ki bir sorunla karşılaşmadan, Paris uçağına bindik ve yolculuğa koyulduk. Üç saatlik yolculuğun ardından Paris’e indik. Oradan da bizi Okyanus’u aşarak Havana’ya götürecek olan büyük uçağımıza aktarma yaptık.

On saatlik yolculukta nasıl zaman geçireceğim konusunda çekincelerim vardı. Çünkü uçakta beni uyku tutmuyordu. Paris uçağında şansıma gezimizin en renkli simalarından bir çift ile yan yana oturmuş ve bolca sohbet etmiştik. Fakat uzun yolculukta tanıdığım hiç kimse yakınımda yoktu. Neyse ki, öndeki koltuğun arkasına yerleştirilmiş LCD ekran bana iyi bir yol arkadaşı oldu.

Ulaşım araçlarında asla uyku uyuyamayan biri olarak, gidene kadar iki tane film izledim. İki saatte bir gruptan birkaç kişi toplanıp, koridorda ayaküstü sohbet ettik. Bu şekilde uzun yolculuğumuzun sonunu getirmeyi başardık.

Uçağımız biraz sert bir şekilde Havana Jose Marti Havalimanı’na iniş yaptı. İstanbul ve Paris şehirlerinden kışı da yanımızda getirmiş gibi hepimizin üstünde kalın giysiler vardı. Fakat Havana kenti sıcak bir yaz gününün akşamında püfür püfür bir meltem esintisi ile karşıladı bizi…

Merhaba Küba

Bu hava değişimi, İstanbul, Ankara ve İzmir’den gelen bizlerin, kışı ve rutin hayatlarımızı arkada bırakıp; Küba’nın sıcağına ve burada yaşayacağımız tüm güzelliklere geçişimizin bir simgesi gibiydi. Güzel tatilimiz uçağın kapısından henüz adım attığımız o anda yüzümüze taze havayı ve sıcaklığı taşıyan bir esinti olarak dokunuyordu. O zaman tatil hoş gelmişti, sefa gelmişti. Merhaba Küba!

Cuba Libre Otelden Havana Sokakları
Küba Libre Otelden Havana Sokakları © Foto: Serhat Engül

Ernest Hemingway

Hayatının önemli bir bölümünü Küba’da ve onun en güzel şehri Havana’da geçiren ünlü yazar Ernest Hemingway, Havana’ya olan hayranlığını şu sözlerle belirtmeden edememiş:

“Dünya şehirlerinden yalnızca Paris ve Venedik güzellik konusunda Havana’yı geçebilir.”

Havana Kenti Ve İlk İzlenimler

Havana’ya varır varmaz otelimize doğru yola çıktık. Konaklayacağımız Nacional Hotel, Havana’nın en lüks olmasa da en özel oteliydi. Çünkü Küba Devrimi öncesi ve sonrasında yüzlerce ünlü misafir bu otelde konaklamıştı. Bir anlamda tarihsel bir anıttı bu otel…

Havana Nacional Otel
Havana Nacional Otel © Foto: Serhat Engül

Nacional Hotel

Otelimize varır varmaz, gezi boyunca bizi takip edecek olan misafirperverliğin ilk emaresi olan hoş geldin içkisi ikram edildi. Böylece küçük gezgin grubumuz, tatil boyunca damaklarımızda yer edecek olan enfes rom kokteyli mojito ile burada tanıştı. O andan itibaren tatil boyunca dudaklarımızdan en çok dökülen cümle şu olacaktı: “Uno mojito” yani Türkçe çevirisi ile “Bana bir mojito”.  Tabi ardından bir tane daha ve sonra bir tane daha…

İçkilerimizi yudumladıktan sonra odalarımıza yerleştik. Akşam yemeği için herkes ayrı ayrı restorana uğradı. Sonra da odalara çekildik. O gece yatmak için odama girdiğimde nedense perdeleri aralayıp dışarı bakmak hiç içimden gelmedi.

Perdeleri sıkı sıkıya kapalı, dış dünyadan izole edilmiş hissi veren o karanlık oda benim için derin bir uykuyu simgeliyordu. Uzun ve bitmek bilmez yolculuk sonunda, deliksiz bir uyku gözümde tüten bir ihtiyaç olduğundan, kendimi duvar manzaralı odaları olan bir otelde gibi hissetmeye bırakmıştım. İyi ki de öyle yapmışım, farkında olmadan güzel sürprizi sabaha saklamışım.

Günaydın Havana!

Ertesi sabah gözlerimi açtığımda, perdeleri yırtarcasına karanlık hücremin içine dolmaya çalışan ışık beni şaşırttı. Perdelere doğru yöneldim ve onları sonuna kadar açtım. Işık olanca hızı ile odamın içine süzülüverdi ve açtığım pencereden giren taze hava ile aynı anda odamı doldurdu.

Tam da o anda fotoğraf çekme dürtüsü şaha kalktı. Sadece seyahatlerimde hissederdim bu güzel duyguyu ve tabi ki güzel manzaralarla karşılaştığımda… Gezilerde ilk deklanşöre bastığım an benim için hep önemliydi. Bu sefer beni şevke getiren Havana ile ilgili ön araştırmalarımda en önemli yeri kaplayan yerlerden biri olan Malecon yani Havana’nın sahil yolu olmuştu. Hakkında makaleler okuduğum Malecon, şimdi tüm ihtişamı ile gözümün önündeydi. Arka plandaysa uçsuz bucaksız masmavi bir Okyanus manzarası…

Ne güzel bir görüntüydü öyle! Hemen fotoğraf makineme sarılıp deklanşöre basmaya koyuldum. Havana bana bağırarak Günaydın diyordu. “Henüz hiçbir şey görmedin” diye de ekliyordu 🙂

Nacional Oteldeki Odamdan Malecon Manzarası
Oteldeki Odamdan Malecon Manzarası © Foto: Serhat Engül

Havana Şehrinin Tarihi

Havana, Karayip Adaları’ndaki en büyük şehir. Nüfusu 2.4 milyon civarında… İspanyolların meşhur sömürge valisi Diego Valazquez tarafından 1515’te kurulmuş. Yani yeni kıtanın Kristof Kolomb tarafından keşfedilmesinden 26 yıl sonra…

İspanyol Sömürgesi Olarak Küba

Küba’nın başkenti ilk dönemler adanın doğusundaki Santiago De Cuba iken 1563’de Havana’nın stratejik olarak daha önemli olduğuna karar verilmiş ve sömürge valisinin karargâhı Havana’ya taşınmış. 1592’de İspanya Kralı II. Philip tarafından şehre Yeni Dünyanın Anahtarı ve Doğu Hint illerinin kalesi unvanı verilmiş. Bu tarihten itibaren Havana artık Küba’nın başkenti ve doğu Hint illeri denen Güney Amerika sömürge ülkelerinin en önemli kentlerinden biri haline gelmiş.

Küba şeker ve tütün üretiminin merkezi olunca ve uluslararası ticarette hatırı sayılır bir ülke haline geldikçe Havana’nın da önemi artmış. 1748’de Havana Katedrali inşa edilmiş ve Kristof Kolomb’un Santa Domingo’da olan mezarı buraya nakledilmiş.

1805’te Havana tersanesi o dönemde dünyanın en büyük gemisi olan Santisimo Trinidad’ı denize indirmiş. 1837’de Küba halen İspanyol sömürgesi iken demiryolu inşaatı başlamış. Bu sebeple Küba dünyanın 5.demiryolu ağına sahip olan ülkesi olarak tarihe geçmiş.  İspanyol sömürgeciliğinin son dönemlerine tanıklık eden şehir, Küba bağımsızlığını kazanıp ABD yörüngesine girdiğinde ise popülerlikte tavan yapmış.

Küba ABD Güdümüne Giriyor

Bağımsızlığın resmen ilan edildiği 1902 ile devrimin gerçekleştiği 1959 yılları arasında Havana dünyanın en renkli ve ilgi çekici başkentlerinden biri imiş. Öyle ki Havana şehrinin senelik toplam hasılatı, Las Vegas şehrinden daha fazlaymış. Latin Amerika’nın büyük binası olan Havana Hilton bu şehirde arz-ı endam ediyormuş. Şehri sayısız Hollywood yıldızı ve siyasetçi ziyaret ediyormuş. Devrimden sonra şehirde yazlığı olan tüm Amerika vatandaşları burayı terk etmişler. Havana artık Kübalıların olmuş. Kumarhaneler kapatılmış ve şehrin para, fuhuş ve lüks ile özdeşleşen şöhreti yok olmuş. Günümüzde Havana yine çok önemli bir başkent… Fakat tarihi, kültürel ve görsel anlamda…

Havana’da Gezilecek Yerler

Otelimizde yaptığımız güzel bir kahvaltının ardından klasik arabalar ile şehir turuna çıktık. Malecon isimli sahil boyundan ilerleyerek Miramar isimli ilk durağımıza vardık.

Klasik Amerikan Arabaları İle Havana Şehir Turu
Miramar Yolunda © Foto: Serhat Engül

Miramar

Miramar, devrim öncesi en lüks malikânelerin bulunduğu yermiş. Sömürge döneminde İspanyol asilzadeler ve 20.Yy’ın ilk yarısında ise Amerikalı zenginlerin yaşadığı bölgeymiş.

Casa Particular İsimli Pansiyon Evler

Devrimden sonra ise çoğu devlet binası olmak üzere ayrılmış ve bir kısmı da halka dağıtılmış. Bu bölgede “Casa Particular” denen pansiyon evler çok yaygın. Devrim hükümeti 1991’de SSCB’nin çökmesinden sonra girdiği ekonomik bunalımdan çıkış yolu olarak turizmi görmüş ve halka evlerinin fazla odalarını turistlere kiralama izni getirmiş. Bu bölgedeki evler daha gösterişli ve daha iyi durumda olduğu için turistler arasında konaklama konusunda oldukça popüler.

Cristobal Colon Mezarlığı (Kristof Kolomb Mezarlığı)

Yeniden klasik arabalara atlayıp Cristobal Colon mezarlığına yola çıktık bu kez. Bu mezarlık devasa boyutlarda bir yer. Mezarlık 1876 yılında kurulmuş ve ünlü kâşif Kristof Kolomb’un adı verilmiş.

Bu mezarlık anlatmakla bitecek türden değil. İhtişamını kavrayabilmek için kesinlikle görsellerden yararlanmak lazım. Dev mezarlıkta Kübalı meşhur müzisyenler, devlet adamları yatıyor. Mezarlığın kendisi ise deyim yerinde ise bir açık hava müzesi. Heykeller inanılmaz güzellikte… Bu mezarlıkta görülecek yerler ile ilgili Havana Kristobal Kolon Mezarlığı isimli yazı ilginizi çekebilir.

Cristobal Colon Mezarlığı’ndaki Heykeller
Cristobal Colon Mezarlığı Heykeller © Foto: Serhat Engül

Devrim Meydanı (Plaza de Revolutión)

Bir sonraki durağımız ise Devrim Meydanı.  Devrimden önce Cumhuriyet Meydanı olarak bilinen bu büyük alan Küba için çok önemli. Çünkü Küba Bağımsızlığı, Küba Cumhuriyeti, Küba Devrimi hep bu meydandan halka ilan edilmiş.

Devrim meydanında üstteki fotoğrafta görülen dev bir anıt bulunuyor. Öyle Sultanahmet’teki dikilitaş gibi gözüktüğüne aldanmayın, tamı tamına 109 metre. Altında ise koskocaman beyaz renkte bir Jose Marti heykeli var.  Bildiğimiz üzere Jose Marti Küba’nın bağımsızlığın yegane simgesi. Bir anlamda Küba’nın Atatürk’ü de diyebiliriz.

Devrim Meydanı Binaları Ve Che Guavara
Devrim Meydanı Binaları Ve Che © Foto: Serhat Engül

Sonsuza Dek Zafere Doğru

Devrim meydanındaki devasa bakanlık binaları devrik diktatör Fulgencio Batista döneminde yapılmış. Devrimden sonra bu binalardan birinin üstüne Che’nin anısına kendisinin rölyef bir portresi yerleştirilmiş. Altında ise bir yazı var. “Hasta la Victoria Siempre” yani  “Sonsuza dek zafere doğru!”

Del Morro Kalesi

Devrim meydanından sonra Del Morro kalesine doğru yola çıktık. Zamanında Güney Amerika’daki sömürgeleri ile İspanya arasındaki tüm ticari gemilerin uğrak yeri olan Havana limanını korumak için İspanyollar tarafından inşa edilmiş en önemli kalelerden biri olan Del Morro, 1589’da bir İtalyan mimar tarafından dizayn edilmiş.

Havana Del Morro Kalesi
Del Morro Kalesi © Foto: Serhat Engül

Santa Isabel Otel

Bu uzun tura bir mola vermek üzere Armas Meydanı yakınındaki Santa Isabel Otel kafesine oturduk ve güzel birer kahve ısmarladık. Bu otel şehrin tam merkezinde konumlanmış oldukça hoş bir otel.

Havana Şehrinin Meydanları

Havana’da gezilecek meydanlar sırasıyla: Plaza de Armas, Plaza de Catedral, Plaza de Vieja ve Plaza de San Francisco’ydu.

1. Plaza De Armas Meydanı

Bunlardan en eski ve en popüler olan Armas Meydanı ilk durağımızdı. Burada İspanyol yönetimi döneminde Havana kraliyet kuvvetlerinin konuşlanmış olduğu Real Fuerza Kalesi’ni, Havana şehri kurulduktan sonra ilk ayinin yapıldığı El Templete isimli kiliseyi, Küba sömürge valisinin yaşamış olduğu sarayı gördük.

Havana Şehrinin Plaza De Armas Meydanı
Plaza De Armas Meydanı © Photo: Cubaism

El Templete Restoran

Armas’ı ziyaret ettikten sonra El Templete Restoran’a gittik. Küba’nın yemekleri genel anlamda çok ilgi çekici sayılmasa da bu restoranı sevdim. Ayrıca gezi boyunca her restoranda ve hatta kahve içtiğimiz yerlerde karşımıza çıkacak canlı müzik gruplarından ilki ile burada tanıştık.

2. Plaza De Catedral Meydanı

Harika bir kilisenin süslediği, küçük ve eğlenceli bir meydan. Kilisenin yanında bir restoran bulunuyor ve meydanın manzarasını izleyerek bir şeyler yeyip içebiliyorsunuz. Buna ek olarak, çevrede yetenekli ressamlar var. Küba ile ilgili en güzel ve en hesaplı el yapımı resimleri bu meydandan satın alabilir ve rulo halinde evinize getirebilirsiniz.

Havana Plaza De Catedral Meydanından Bir Hatıra Fotoğrafı
Plaza De Catedral Meydanından Bir Hatıra © Foto: Serhat Engül

Küba’da Sosyal Yaşam

Küba’da renk, ırk ve din ayrımı minimum düzeyde. Son 50 yılda işlenen cinayet oranı senede bir bile değil. Hırsızlık yok denecek kadar az. Ortalama yaşam Amerika Birleşik Devletleri’nden uzun. Kısacası Küba gerçekten güvenli bir ülke… Sokakta turist olarak dolaşırken şöyle bir gerinip güvenle yürüyebilirsiniz. Polis size kesinlikle yanaşmıyor bile… Halk da gayet saygılı ve çok sıcakkanlı…

Hotel Ambos Mundos

Havana’nın müdavimi olan Ernest Hemingway’in kaldığı otel. Nobel ödüllü yazar Hemingway Havana’da bir şehir efsanesi gibi… Onun yaşadığı ev, kaldığı otel, mojito içtiği bar her yer Havana’da parmakla gösteriliyor.

Simon Bolivar Heykeli

Güney Amerika’da 19.Yy’da sömürgeciliğe karşı ilk savaşı başlatan El Libertador yani “Özgürleştirici” Simon Bolivar. Peru, Kolombiya, Venezüella ve Bolivya’nın devlet başkanlığını yapmış bir adam. Bu kimliği ile Küba’nın bağımsızlığı için İspanyollara karşı savaşan Jose Marti’ye de ilham verdiği söylenebilir.

3. Plaza de Vieja Meydanı

Unesco’nun korumasında olan Eski Havana bölgesi; yine Unesco’nun bağışları ile hummalı bir çalışma ile restore ediliyor. Plaza de Vieja bu çalışmanın en net gözlemlendiği yer. Plaza de Vieja, ferah ortamı ve harika cafe & restoranları ile benim Havana’daki favori meydanım oldu. Burada enfes malt biralar satan bir bira dükkanı var. Eğer benim gibi biraya meraklı biriyseniz burayı pas geçmeyin derim.

Havana Plaza de Vieja Meydanındaki Bira Dükkanı
Plaza de Vieja Meydanında Bira © Foto: Serhat Engül

4. Plaza de San Francisco Meydanı

Plaza de San Francisco Meydanı aslına bakarsanız diğer meydanlar arasında en dar ve gösterişsiz olanı, ancak bu meydanın bir özelliği var. O da Küba’nın en leziz ve şöhretli restoranına ev sahipliği yapması

Havana’daki ilk gün gezimiz böylece bitmişti. Otelimize döndük yemek yedik ve akşam ayrı gruplar halinde şehri gezmeye koyulduk.

Havana Plaza de San Francisco Meydanı
Plaza de San Francisco Meydanı © Foto: Serhat Engül

Küba Turu Ve Havana’ya Geri Dönüş

Ertesi sabah Trinidad’a yola çıkacak yolda ise Cienfuegos şehrine uğrayacaktık. Peki Havana maceramız böylece bitti mi? Hayır. Çünkü Cienfuegos, Trinidad, Santa Spiritus ve Santa Clara’yı gezdikten sonra yine Havana’ya döndük ve son bir buçuk günümüzü yine bu güzel şehirde geçirdik.

Havana’da Bir Gün Daha

Küba’nın diğer şehirlerini gezdikten sonra Havana’ya dönmek ayrı bir güzeldi. Küba’nın tüm tarihini öğrendikten ve kültürü hakkında çokça bilgi sahibi olduktan sonra Havana’da bir gün daha geçireceğime seviniyordum.

Coco Taksilerle Havana Şehir Turu

Havana’ya dönüşümüzü takinen Nacional otelde bir gece konakladıktan sonra Coco taksilerle şehir turuna çıktık.

Coco Taksilerle Havana Şehir Turu © Foto: Serhat Engül

Havana Puro Fabrikası

İlk rotamız puro fabrikasıydı. Fotoğraf çekmek yasak olduğu için Cordoba Puro Fabrikasından bir kare elde edemedim. Ancak maalesef bir efsanenin gerçek olmadığına tanık oldum: Güzel Küba kızlarının dizlerinde puro sardığı yalanmış!

Güzel Küba kızları fabrikalarda çalışıyor olabilirler fakat yine de tezgâh üstünde sarıyorlar puroları… Onlarca kat yaprak sarıyor ve enfes purolar üretiyorlar. Bir puro fabrikası gezmenin en güzel yanı nedir bilir misiniz? Koku. O güzel koku…

 

Havana Club Rom Fabrikası

Havana’da listemizde olan son durak ise Havana Club Rom fabrikasıydı. Yazarınız fabrikayı gezmek yerine barda takılıp müzisyenleri dinlemeyi tercih ettiğinden bu durak hakkında anlatacak pek bir şeyi yoktur. Yine de paylaşacak güzel fotoğrafları vardır her zamanki gibi…

Havana Club Rom Fabrikasındaki Bar
Havana Club Rom Fabrikası © Foto: Serhat Engül

Küba İle İlgili Önerilen Blog Yazıları

Küba Tarih Notları

Küba Gezisi Rehberi

Che Guevara’nın Günlükleri

Fidel Castro’nun Hayat Hikayesi


Serhat Engül

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

two + three =